menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Bir ihanet kaç yılı temize çeker?

8 0
latest

Konumuz Cumhuriyet Halk Partisi. Mecburen… 

Baştan söylemeliyim; ben “şu şöyle yapsaydı” veya “öteki böyle yapmalı” başlıklarıyla ilgilenmiyorum. Tabii ki aklımıza gelmesini önleyemeyiz, “doğrusu nedir” sorusunun. Ama koca partiye, hatta genel olarak -karar süreçleri her örnekte özgünlükler içeren- siyasal partilere dışarıdan akıl öğretmeyi yakışıksız bulurum. Üstelik bir düzen partisinin şöyle veya böyle yapmasından emekçi halkın yararına bir çıktı alınabileceğini de düşünmüyorum. Dolayısıyla benim için “doğrusu nedir” ile “CHP ne yapmalı” soruları tamamen farklı.

Tam da bu nedenlerle tartışmalıyız. Olup biteni anlamak için. Yaşanan sürecin emekçi halk açısından ne tür zorluklar ve olanaklar barındırdığını açıklığa kavuşturmak için. Bizim doğrularımız için… 

Ben tartışmayı gerilerden alacağım. “Kim hain? Kim ahlaksız” ikileminden çıkmak için bir kısa tura ihtiyacımız var. 1

Bugünden yola çıkalım… CHP Genel Merkezinin kuşatıldığı saatlerdi. Bir parti yöneticisi gazetecilere “biz, diyordu, devlet aklıyız.” Nasıl olur da bize böyle bir muamele yapılabilir demek istiyordu, anlaşılan… Devlet devlete bunu yapmamalıydı… 

O koşullarda bu sözleri inanmadan dile getirdiğini, rol yaptığını hiç zannetmiyorum. Aslında inanıyor olması daha kötü!

CHP’nin “devlet kuran parti” olduğu bugünlerde o kadar çok tekrarlanıyor ki! 

Ulusal kurtuluşa önderlik eden Kemalist hareketin partisi olduğuna ve aynı sürecin ürünü olarak sahneye çıktığına göre, bu doğru da sayılır. Ama köprülerin altından çok su aktı. Geriye birden fazla yanlış bırakarak…

CHP’nin “devrimci bir kuruluşun öznesi” olmasıyla “bir düzen partisi” olması başka şeylerdir. CHP’nin devlet aklını temsil etmesi de, farklı dönemlerde başka anlamlar taşır. Tarihinin bir noktasında CHP ile kapitalist düzen ve burjuva devlet arasındaki ilişki, Cumhuriyetçi emekçi halk kitlelerinin oyalanması işlevine bağlanmıştır. 2 Güncel ve en sorunlu nokta da sonuncusudur. 

Biz başından başlayalım.

CHP’nin Cumhuriyet’le özdeşliği, başta antiemperyalist savaşla, sonra onu izleyen ve laiklik ile bağımsızlık ilkelerinin özellikle vurgulandığı “kuruluş” evresinde şekillendi. Devrim, 1920’lerde esas olarak üstyapılar alanında, 1930’larda ise halkçı/kamucu sanayileşme başlığında hükmünü icra edecekti. 

Kuşkusuz bu dönem, kendi özerkliği uğruna yoksul köylüleri cepheye süren Kürt feodalitesi yerine, o yoksulların ezilişine de sahne oldu. Yeni Türkiye’nin bağımsızlığının en yürekten savunucusu olan komünist hareketin baskılanması, bir ilke haline getirildi. Yani devlet aklının içinde sorunlu yanlar hep oldu. Bunları görmezden gelmeksizin diyebiliriz ki, bir bütün olarak elimizde kurucu ve burjuva anlamda devrimci bir CHP vardır. Kongreler, Meclis, Cumhuriyet, Devrim Yasaları, Lozan, Montreux, Sanayi Planları asla hafife alınamaz. 

“Birinci CHP” esas olarak bunlardır. Bu dönem Kemalizm başlığı altında bir siyasal ve ideolojik aklın inşasına, inşa çabalarına sahne olmuştur. 

Atatürk’ün yaşamını yitirmesiyle çakışan sonraki yıllarda ise CHP köklü bir başkalaşım içine girdi. 

Belirleyici olan liderin kim olduğu değildir. O tür yaklaşımlar, tarih disiplininin henüz bilim olamadığı çağlarda yaygın olan hükümdar merkezli anlatıların kalıntısı. Belirleyici olan, tarihsel, ekonomik, toplumsal, siyasal süreçlerin bütünüdür. Özetin özeti, Türkiye’de gelişmekte olan burjuvazi, geleceğini dünya kapitalizmine uyumlulaşarak çizmek arzusundaydı. Bu arzu sınıfsal ve öyle olduğu için de nesnel ve tarihseldi. Önünde durmaya çalışmak mümkündür, ama derin kırılmaların göze alınması gerekir. Yoksa ayak direyenler, itiraz edenler, düzeltme talep edenler, er geç “büyük uyumun” parçası olacaklardır. 

Öncesindeki ödünler, tereddütler, hesaplaşmalar, ileri zorlamalar bir yana, gerici dönemeç İkinci Dünya Savaşının sonu itibariyle ABD hegemonyasının aktif militanlığının bir strateji haline gelmesiyle alındı. 

Bir tarafta, eksiğiyle fazlasıyla Kurtuluş ve Kuruluşla özdeşleşen CHP. Diğer tarafta, kısa süre içinde muhalefete geçmiş olsa da, Türkiye’nin emperyalizm çatısı altında rota tutturan bir kapitalist ülke olarak konumlanmasını benimseyen CHP… 

Bugünlerde ayyuka........

© soL