Burjuvazinin ‘faşizm’ kartı
Dünyanın birçok yerinde faşist hareketlerin yükselişte olduğu dikkati çekiyor. ABD (Trump) başta olmak üzere İtalya’da (Meloni), Macaristan’da (Orban), Arjantin’de (Milei), İsrail’de (Netanyahu), Hindistan’da (Modi) faşizan lider ve partiler iktidarda bulunuyor.
Öte yandan Fransa’da aşırı sağcı, faşizan Marine Le Pen’nin partisi RN (Ulusal Birlik) 2024 Avrupa Parlamentosu seçimlerinde en yüksek oyu aldı, son ulusal seçimlerde de birinci parti olmamakla birlikte ikinci sıraya yerleşti.
Yine Almanya’nın aşırı sağcı faşist partisi AfD (Almanya İçin Alternatif), ikinci parti konumunu koruyor. Avusturya’da ise aşırı sağcı, faşist nitelikteki yabancı düşmanı Avusturya Özgürlük Partisi (FPÖ), son seçimlerde en fazla oyu alan parti konumundadır. Ancak FPÖ, merkez partilerin koalisyonu sonucu hükümet dışında kaldı.
İsveç’te aşırı sağcı İsveç Demokratları Partisi, ikinci parti ve koalisyon ortağı olmayıp hükümete dışarıdan destek veriyor. Hollanda, Portekiz, Norveç gibi ülkelerde de aşırı sağcı faşizan partiler hükümetlerde yer almamakla birlikte genelde ikinci parti konumunda bulunuyorlar.
Görüldüğü gibi dünyada aşırı sağcı, neo (yeni) faşist bir dalga yükseliş halindedir. 1920’lerin, 1930’ların Avrupa’sında yükselen bir sosyalist hareket, bir işçi sınıfı mücadelesi söz konusuydu. Bu anlamda burjuvazi için bir “komünizm tehlikesi” mevcuttu. O dönem Avrupa’daki tekelci sermaye, bu gelişmeyi durdurmak için “faşizm” kartını ileri sürdü.
Kuşkusuz yine o dönemde ağır bir ekonomik bunalım (1929 Bunalımı) vardı. Sermaye sınıfı, bunu aşmak için de faşist hareketlere bel bağladı ve iktidara gelmesine destek verdi.
Günümüzde ise klasik faşist dönemde olduğu gibi bir “komünizm tehlikesi” yok ancak kapitalist sistem yine krizde ve ülkelerde yoksullaşma artıyor. Özellikle 2008 krizi sonrasında ekonomide derinleşen bir........
