Bir anayasaya gereksinim var ama…
AKP’nin yeni ve sivil anayasa isteği hem Meclis içinde (360-400’e bağlanacak) yeterli sayı sorunu hem de siyasal ve ideolojik olarak toplum tarafından yeterli desteği bulamaması başta olmak üzere birçok nedenle boşa düşse de nakaratlar ve arayışlarla devam ediyor. Çözüm süreciyle, CHP operasyonlarıyla ve seçme-seçilme haklarını yok sayan, transferlere dayanan pazarlıklarla yeni dallara tutunma emareleri görülmeye başladı.
Araya, “zor olan yerine kolayını yapalım” örneğiyle “çerçeve yasa” devreye sokulmaya çalışılıyor.
Başta notunu düşelim. Çerçeve yasa diye, Anayasa ile yasalar arasında kalan, yasaların çizilen çerçeveye uyması gibi bir ara model yok. Çerçeve yasa denilen de diğer yasalar gibi yasalaşma, değiştirilme ve yürürlükten kaldırılmada aynı sürece ve kurala bağlı. Yani yasa neyse çerçeve yasa da o, hiyerarşik bir üst-alt ilişkisi yok. Örnek olsun, geçmişte yasama organı bir yasayı, o yasanın amaç ve kapsamını korumak ve disiplinini sağlamak için “başka yasalara konulan hükümlerle bu yasa değiştirilemez” ya da “yasanın değiştirilmesiyle ilgili hükümler ancak bu yasayla yapılabilir” gibi önlem kuralları koysa bile sonraki yasama organları bu uyarılara uymadı. Artık eskise de Katma Değer Vergisi yasasının başına geldi yasama iradesinin bu tür disiplin maddesine uymama konusu.
Çözüm sürecinde çerçeve yasayla yapılacak olanın, olası anayasa değişikliklerine veya yeni anayasaya yerleştirilmesi isteniyorsa, Lozan Antlaşması, Montrö Antlaşması, Cumhuriyet devrimleri yok sayılacaksa -ki yaşanan süreç başıboş bırakılırsa hiç de sürpriz olmaz ama başıboş da bırakılmaz -bunu ayrıca analiz etmek sayılacaksa- üzerinden devam edelim.
AKP merkezli anayasa değişiklikleri veya yeni anayasa girişimleri, “yaptıkları yapacaklarından belli”, “zaten anayasaya uymuyorlar,........
