menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Trump’tan dünyaya ücretsiz uyandırma servisi: Davos, 6. Filo’yu nasıl göle döktü?

14 1
24.01.2026

36 yıl önce Prag’ın en popüler mekanı önemli yayınevlerinin bulunduğu Melantrich binasıydı. Komünist rejim idaresindeki Çekoslovakya’da sansürsüz tek bir cümleyi bile yayınlamak imkansızdı. Binadaki yayınevleri de kamulaştırılmış ve her kademede partili sansür şefleri görevlendirilmişti. Yayınlanan her bir metin didik ediliyor, en ufak bir rejim eleştirisi içeren bir kelime bile siliniyor, muhalif yazarlar ihbar ediliyor, fişleniyordu. Bu nedenle binanın popüler olmasının sebebi elbette bastığı yayınların kalitesi veya düzenlediği kalabalık yazar-okur buluşmaları değildi.

Melantrich binası, 1989 yılında komünist rejime karşı düzenlenen geniş protestoların merkeziydi. Geniş bir meydana bakan bina çok büyük bir balkona sahipti. Daha sonrasında Kadife Devrim olarak adlandırılacak protestoların liderleri meydanda toplanan halka bu balkondan hitap ediyor, coşkulu konuşmalar yapıyor, şarkılar söylüyordu.

1989 gösterileri Nazi işgali sırasında öldürülen bir üniversite öğrencisini anmak için toplanan gençlere sert polis müdahalesi ile başlamış, Sovyetlerin lideri Gorbaçov’un yumuşama politikaları nedeniyle rejimin dış desteğini kaybetmesinin de etkisiyle kısa sürede büyümüştü. Binlerce insan ellerinde anahtarlarla komşularını sokağa davet ediyor, her akşam Melantrich binasının önünde toplanıyor ve yıllardır gizli polis, siyasi davalar, haksız tutuklamalarla boğuşan muhalif kanaat önderlerinin, sanatçıların konuşmalarını dinliyordu.

Gösterilerin dördüncü gününde ise balkonun önünde toplanan muhalifler büyük bir sürprizle karşılaşmıştı. Balkona el ele üç isim çıkmıştı: Alexander Dubcek, Václav Havel ve Marta Kubisova. Dubcek, 1968’de Sovyetlerin onayıyla Çekoslovakya Komünist Partisi lideri seçilmiş, göreve gelir gelmez “insan yüzlü sosyalizm” sloganıyla sosyalist rejimi demokratikleştirmeye çalışmış, medyayı özgürleştirmiş, muhalifleri hapisten çıkarmış, ülkeyi az da olsa rahatlatmıştı.

Fakat kısa bir süre sonra Sovyetler 250 bin asker, 2 bin tank ile ülkeyi işgal etmiş, Dubcek’i görevden almış, demokrasiye sıcak bakan tüm Marksist ve sosyalistler işten atılmış, işgale karşı direnişte en çok ses çıkaran şarkıcılardan Marta Kubisova’nın sahneye çıkması yasaklanmış.

Dubcek ise karşı-devrimcilik yapmaması için önce Türkiye’ye Ankara Büyükelçisi atanmış, ardından bir taşra kasabasına orman idaresi memuru olarak sürülmüştü. 1968 baharının Sovyetlerin sert gücüyle ezilmesi dünya ve Türkiye solunu bölmüş, derin tartışmalara yol açmıştı. Çekoslovakya’daki komünist rejim ise bu olaydan sonra baskıları daha da arttırmış, herhangi bir muhalefeti engellemek için geniş bir muhbir ağı kurmuştu. 15 milyonluk bu küçük ülkede devlet adına çalışan veya çalışması için tehdit edilen 75 bin kişilik bir muhbir ağı kurulmuştu. Komünist rejim; aileleri, eşleri birbirine düşman etmiş, tehdit veya ödül vaadiyle insanlara yakınlarını fişletmişti.

1968 baharında kaçan bu fırsatı unutamayan muhalifler ise “Paralel Pollis” yöntemiyle örgütlenmiş, hayatın her alanında totaliter bir şekilde ipleri elinde tutan rejime karşı alternatif bir yeraltı kültürü inşa etmişti. “Samizdat” adında bodrum katlarında basılan kaçak gazeteler elden ele dağıtılıyor, siyasi ve kültürel tartışmaların yapıldığı sanat galerileri, tiyatro salonları açılıyor, yazarlar, oyuncular, şairler, şarkıcılar küçük imalarla rejimi eleştiriyor, sadece mevcut rejimi eleştirmek değil bir yandan da paralel yeni bir yaşam örülüyordu.

Bu tehdidi fark eden rejimin en büyük takıntısı ise alternatif rock gruplarıydı. Çek gençler bu grupların konserlerine rejimin pek de hoşuna gitmeyen Batı tarzı kot pantolonlarıyla gidiyor, binlerce kişinin katıldığı konserler alternatif kamusal alanlara dönüşüyordu. Rejim 1976’da The Plastic People of the Universe grubunun konserini önce iptal etti, ardından konser üyelerini kamu düzenini bozmaktan tutukladı.

Bu ana kadar yeraltında sessizce faaliyet gösteren aydınlar, bu absürtlüğün karşısında suskunluklarını bir kenara attı ve ortak bir bildiri yayınladı: Charter 77. Václav Havel’in başını çektiği bildiri uygulanmayan Çekoslovakya Anayasası dahil bir sürü ulusal ve uluslararası hukuk metnindeki yükümlülükleri hatırlatarak komünist rejimi hukuka uymaya davet ediyordu.

Elbette bütün ülke rejimin hukuka uymadığını, uymayacağını, anayasanın uygulanmayan bir süs olduğunu biliyordu. Fakat aydınların amacı “hukuksuzluğun” normalleşmesini engellemek, hukuki yükümlülükleri hatırlatarak otokrat hükümet nezdinde sürekli bir angajman yaratmak, “olması gerekeni” halka anlatmaktı. Her geçen gün bildiriye imza atanların sayısı arttı, 1000 kişiyi geçti. O güne kadar sessiz kalan, kenarda köşede bekleyen, korkan ünlü isimler bildiriye imza atıyor, her imzacı toplumun dikkatini çekiyordu. Sonunda rock grubunun üyeleri 8-18 ay hapis cezası alıp serbest bırakıldı, bir üye sınır dışı edildi, ama bildiriyi imzalayanlara çok ağır yaptırımlar uygulandı. Çocukları işten atıldı, yakınları takip edildi, tutuklandılar, gözaltında işkence gördüler, hayatları boyunca sakıncalı kişi oldukları için taciz edildiler. Fakat cin şişeden çıkmıştı. Charter 77 artık muhalefetin demokrasi ve hukuk talebinin ilk somut ürünüydü.

Václav Havel bu bildiriden sonra sık sık tutuklandı, uzun bir süre hapiste kaldı, en yakın dostunu 11 saat süren bir polis sorgusunun ardından kalp krizi nedeniyle kaybetti. Fakat toplumsal muhalefetin en cesur kalemlerinden birine dönüştü. Yaşadığı bütün bu tecrübeyi ise çok iyi bir metin kaleme alarak aktardı: The Power of the Powerless (Güçsüzlerin Gücü). Havel bu kitapta hayatın her alanını kontrol eden rejimlerin gücünü sıradan insanların rejimin resmi yalanlarını sahiplenme rutinine bağlıyor ve her sabah dükkanının vitrinine “Dünyanın tüm işçileri birleşin” sloganını asan manavını örnek veriyor, rejimin işçiler dahil tüm toplumu baskı altında tutmasına rağmen bu pozitif sloganla otoriter uygulamaları aklamaya çalıştığını vurguluyordu. Havel’e göre rejim çok güçlü olmasa da manavın bu yalanı her gün vitrinine asmasıyla sahte bir güç kazanıyor ve bu rejimi yıkmak için bu yalanı terk etmek, alternatif bir yaşam kurmak ve hayatın, sokağın gerçeklerini açıkça dile getirmek gerekiyordu. Havel de aslında yıllardır bunun için çabalayan bir muhalifti.

Nitekim 1989 devriminin karizmatik lideri Havel ve 1968’in devrik lideri Dubcek Melantrich binasının geniş balkonuna el ele çıkınca kendilerini aşağıda karşılayan pankartlardan biri de “Bir yalanı yaşama”ydı.

Eski bir sosyalist ile muhalif bir liberali el ele balkonda gören Çekler, rejimin çoktan yıkıldığını anlamış, meydanı coşkulu alkışlara boğmuştu. Yıllarca sahne alması yasaklanan şarkıcılar balkona özgürce çıkıp şarkılarını binlerce insanla birlikte söylüyor, herkes özgürce slogan........

© Serbestiyet