menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Kuyudaki mizah, zindandaki şiir

29 0
12.07.2026

Deniz Göktaş sağa sola, muhalife muktedire, cümle içinde “sayın”  demeden ağza alınamayan camiaya dokunan esprileriyle çıktı sahneye. Ve yerine zamanına uygun, “politik” değil “siyâsî” mizahı nedeniyle “kuyu”ya atıldı mâlûm.

Mizah her türden iktidarın, kutsalın kutsanmışın karşısında dilin, iletişimin en güçlü, en en keskin, incelikli silahı. Dünyayı sarsan Hitler, mizahın aynasında bir -sümüklük- bıyık, ters yöne yatırılan bir perçemden ibaret. İki fırça darbesiyle çizilen diktatör. Yüzü olmasa da hemen tanıyorsun.

ABD Başkanı Trump’a baktığımda da karikatürünü görüyorum mesela.  Gerçi kendinde karikatür, en kolay çizilen karakter. Rüzgârda boranda yerine oturmayan saçını karikatüründe oturttun mu, tamam.

Mizahı hakkıyla kuşanan zırh tanımıyor. Göktaş’ın YouTube’daki gösterisinin izlenme sayısı şu an 13 milyon. Erişim engeli de bu kez nafile. YouTube’un mâlikleri, META çatısı altındaki Facebook, Instagram yahut (twitter) X gibi Trump’ın kankaları değil maalesef. NATO zirvesinde hemen halledilirdi belki laf arasında…

Göktaş’ın cezaevinden yaptığı açıklamaları da kara mizahtan âzâde değil. Çıktığında anılarının mizahına malzeme olabileceğini düşünmek de kehânet sayılmaz. Hapisteki birçok insan gibi ne zaman, nasıl çıkacağı muamma. Adli Kontrol şartıyla tahliye edilen mizahıyla sahneye çıkması da bir umut, bir dilek tabii. Ağzı denizin tuzundan yanan, dalgalara üfleye püfleye bakıyor.

Çorlu’daki o cezaevinin hikâyesi de bir yakasıyla kara mizah… Esasında mekânsal-zamansal uzamıyla, hatta acı tesadüfleriyle aktarmaya, kurgulamaya çalışacağım tüm “hikâye” ona uygun. En ciddi cümlelerimi, satırlarımı “şeytan” dürtüyor, aklıma şeytanî espriler sokuluyor.

“Çorlu Cezaevi” denmez!

Hikâyemin temeli öyle atılıyor, ne yapacaksın… AKP’nin imarî-mimarî adalet ve kalkınma hamleleri serisinde 2017’de yapımına başlanan cezaevi 2023’de tamam. Tabelasını asıyorlar: “Çorlu Ceza İnfaz Kurumu”… Velâkin AKP Tekirdağ Milletvekili Gökhan Diktaş (tesadüf, anagramı Dikhan Göktaş) vekil arkadaşlarıyla birlikte bu durumdan çok rahatsız.

Halk arasında kısaca “Çorlu Cezaevi” diyeanılan bu mekân adıyla “Çorlu’yu kötü olarak tanıtıyor”muş. Hassasiyetlerinde haklılık payı olabilir; mesela Türkiye İş, Atom Enerjisi, Türkiye Elektrik Kurumu filan diyorsun da, “Türkiye Cezaevi” demiyorsun. O dış mihrakların karalaması. Onu dersen “Çorlu mahkûmları” filan da gelecek arkasından.

“Ne bir ses, ne gökyüzü”

Diktaş Adalet Bakanlığı’nın 24 Ocak 2024’deki resmi yazısıyla müjdeyi veriyor sonra: “Karatepe Ceza İnfaz Kurumları Kampüsü”. Daha konuksever bir isim bulunamamış anlaşılan.

Ama cezaevlerine yakın ülke kamuoyunda anında “kuyu tipi cezaevi” olarak anılıyor. “İzolasyonu esas alan mimarisi, etrafı yüksek duvarlarla çevrili küçük avluları”yla tam bir tecrit mekânı. Dipsiz, derin kuyu deyimini de akla getiriyor, “gayyâ kuyusu”nu da…  

Kuyuya düşenin hâlini kuyuya düşen anlar misali… ESP (Ezilenlerin Sosyalist Partisi) Eş Genel Başkanı Deniz Aktaş’la (Deniz Göktaş’la iltisaklı bir durum yok, o da tesadüf) birlikte tutuklanıp Ocak 2025’de “kuyu” ya atılan Cafer Erözsoy da o kuyuyu yaşadıklarıyla tek cümlede özetliyor: “Ne insan yüzü, ne bir ses, ne gökyüzü… Güneşsiz mapusluk”.

Zamana uygun aslında… Zamanı tahakkümü altına alan, takvimini kendi zamanına göre ayarlayan İktidar Sanat Enstitüsü “mekân”a yöneliyor vakit geçmeden. Cezaevleri de bunun tipik örneği.

Zamanın ilkelerine göre mekânları şekillendiren iktidarların tarihi dinlerden, totaliter rejimlere kadar uzanıyor. Dünden bugüne örneğe, izaha gerek yok. Caddeden sokaklara, meydanlara, amblemden heykellere, adıyla sanıyla ortada… Çoğu kara mizah külliyatı.

Bina ettiği yapılarla kullanım amacına, inşaat özelliklerine dair bina, yapı sınıflandırmasını bile değiştiriyor. (Ben bulamadım ama ayrıntılı bir döküm iyi olurdu aslında. Çeyrek asırda kaç tane filan, kaç tane falan yapılmış, kaç feşmekân kapanmış, budanmış ya da öylece kalmış?) Bu konfor, rahatlık mizahı biçimlendirme, espriye zapturapt hevesini, arzusunu da kuvveden fiile çıkarıyor.

Aşırı “siyasal Alevi” aile

Deniz Göktaş’ın gencecik tarihi de dünden bugüne o şekillendirmeden bağımsız değil. Zamanın mekânla kesiştiği, biçimlendirildiği yerler doğuştan karşısında. O türedi deyimiyle “siyasal Alevi” bir ailenin evlâdı olarak 1994’de Ankara Mamak’ta doğuyor.

Hayatına, ailesine dair çok sınırlı kaynakların ustalıkla genişletilmiş yorumlarından hissettiğim kadarıyla… Hem “aşırı solcu”, hem de mensup oldukları örgüt rivayetleriyle “deniz aşırı solcu”,  alev alev “siyasal aile”. İşçi, memur ailesi üstelik. Hanede proletarya iktidarı… Klavyen azıcık sağa kaysa üç başı mâmur ve mâlûm iddianame.

Aşırı siyasal okula komşu

Mâmûriyetin dördüncüsü, beşincisi filan da büyüyünce geliyor. Göktaş’ın çocukluğu devletlû deyişiyle, aşırı siyasal Alevilerin, aşırı görüşlerin gece kondurulan örgüt evlerinde toplaştığı Mamak’ta geçiyor. Mamak aşırı siyasal tarihiyle kayıtlara geçen Siyasal Bilgiler Üniversitesi’ne de komşu, “Yürüyelim arkadaşlar!” mesafesinde… Ardından bizim Deniz -ondan siyasal olmasın- kuruluşundan beri aşırı........

© Serbestiyet