menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İsrail’in hedefindeki Amerikan elçisi: Tom Barrack neyi değiştirmeye çalışıyor?

17 0
24.08.2026

ABD’nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack son bir yıldır hem İsrail’den hem de Washington’daki İsrail yanlısı çevrelerden giderek sertleşen eleştiriler alıyor. Trump’a yakın Laura Loomer görevden alınmasını istedi; Mark Levin onu “Erdoğan’ın sözcüsü” olmakla suçladı. Cumhuriyetçi siyasetçiler Barrack’ın “Türk çizgisi” izlediğini söylerken JINSA ve FDD gibi İsrail’e yakın düşünce kuruluşlarından da benzer eleştiriler geldi. İsrailli yetkililer ise Barrack’ın Suriye ve İsrail hakkındaki açıklamalarına doğrudan cevap vermeye başladılar. Barrack Donald Trump’ın Suriye ve Irak özel temsilcisi ve Trump’ın onlarca yıllık yakın dostu. İşin ilginç tarafı, Barrack eleştiriler karşısında geri adım atmak yerine İsrail’le ayrıştığı konulardaki tutumunu giderek daha açık ifade ediyor.

Son örnek Ebu Zuhur hava üssü oldu. Türkiye’nin Suriye ordusunun yeniden yapılandırılmasına verdiği desteğin merkezlerinden biri haline gelmekte olan üs İsrail tarafından vuruldu. İsrail, Türkiye’nin Suriye’de artan askerî varlığını kendi güvenliği açısından tehdit olarak gördüğünü gizlemiyordu. Barrack ise Amerika’nın Ortadoğu’daki en yakın müttefikinin saldırısını diplomatik bir sessizlikle geçiştirmek yerine “gereksiz bir tırmanma” olarak nitelendirdi, eleştirdi ve saldırıya gerekçe gösterilen İsrail istihbaratının yanlış olduğunu söyledi. Ortada ilginç bir soru var: Bir Amerikan büyükelçisi, üstelik Trump’ın Ortadoğu’daki en önemli temsilcilerinden biri, nasıl oluyor da Amerika’nın bölgedeki en yakın müttefiki İsrail’le bu kadar sık karşı karşıya geliyor? Barrack Türkiye’ye duyduğu şahsî sempati nedeniyle mi böyle davranıyor, yoksa arkasında Washington’da şekillenmekte olan daha başka bir stratejik hesap mı var?

İsrail’in Barrack’la derdi ne?

Barrack’ın İsrail’le anlaşmazlığı son hava saldırısıyla başlamadı. Temmuz 2025’te Associated Press’e verdiği bir mülâkatta İsrail’in Suriye’ye bakışını olağanüstü açık ifadelerle anlatmıştı. İsrail’in güçlü bir merkezî devlet yerine parçalanmış bir Suriye’yi tercih ettiğini söylüyor, bunun arkasındaki güvenlik mantığını da açıklıyordu: İsrail açısından güçlü ulus-devletler, özellikle güçlü Arap devletleri potansiyel tehdit oluşturuyordu. Bu yalnız Barrack’ın İsrail’e yakıştırdığı bir düşünce değildi. Reuters daha Şubat 2025’te İsrail’in Trump yönetimine Suriye’nin “zayıf ve adem-i merkezî” kalması için lobi yaptığını dört ayrı kaynağa dayanarak haberleştirmişti. İsrail, Türkiye’nin yeni Suriye üzerindeki etkisinden o kadar endişeliydi ki Ankara’yı dengelemek amacıyla Rus askerî üslerinin Suriye’de kalmasını dahi Washington’a önermişti.

İsrail’in hesabı kendi açısından irrasyonel sayılmaz. Türkiye tarafından eğitilmiş ve silahlandırılmış, ülkenin tamamına hükmeden güçlü bir Suriye ordusu ileride İsrail açısından yeni bir tehdit haline gelebilir. Komşularının askerî kapasitesini mümkün olduğu kadar sınırlandırmak İsrail açısından bir tür sigorta poliçesi. Barrack’ın İsrail’le ayrışması tam burada başlıyor; çünkü onun Suriye’de yapmak istediği şey, İsrail’in çekindiği şeyin neredeyse aynısı.

Barrack’ın son bir yıldaki açıklamalarını ve icraatını yan yana koyduğunuzda son derece tutarlı bir çizgi ortaya çıkıyor. Barrack düzenli olarak şunları söylüyor: Suriye bölünmemeli, merkezî devlet ülkenin tamamına hükmetmeli, SDG ayrı bir askerî yapı olarak kalmamalı, Suriye devletine entegre olmalı. Dürziler ve diğer azınlıklar kendi silahlı bölgelerini oluşturmak yerine merkezî devlet içinde güvenceye alınmalı. Ordu, güvenlik bürokrasisi ve devlet kurumları yeniden kurulmalı.

Kasım 2025’te Bahreyn’deki IISS Manama Dialogue’da kullandığı kilim metaforu Barrack’ın zihnindeki devlet modelini neredeyse resmediyor. Sağlam bir toplumun dikey ipliklerinin kurumlar, ordu, eğitim ve sağlık olduğunu; güvenlik ve istikrarın ancak bunların üzerinde kurulabileceğini söylüyor. Toplumun farklı etnik ve dinî unsurları ise bu sağlam dikey yapıların arasına örülen yatay iplikler. Barrack’ın Suriye projesini tek kelimeyle özetlemek gerekirse, “merkezîleştirme”den bile önce devletleşme demek mümkün.

Barrack’ın kafasındaki proje Suriye ile de sınırlı değil. Türkiye, Suriye ve Irak’ın birbirine bağlandığı; Körfez sermayesinin Suriye’nin yeniden inşasına girdiği; enerji, ulaşım ve ticaret hatlarının Körfez’i, Akdeniz’i, Karadeniz’i ve Hazar’ı birbirine bağladığı daha büyük bir bölgesel konsolidasyon tasavvur ediyor. Nisan 2025’te henüz Ankara........

© Serbestiyet