menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İSTEMEZÜK!

26 0
16.08.2026

Toplumsal meselelerin çözümünde amaç düşman görüleni cezalandırmak değil, düşmanlığı yok etmektir. Zira aksi halde çatışma ve devamında gelecek olan parçalanma kaçınılmazdır. “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun” teklifi oldukça yüksek bir kabul oranıyla TBMM’de yasalaştı. Lakin tartışmalar pek tabii olarak devam ediyor. Tabii olmayan şey ise yasaya yönelik hukuki ve siyasi itirazların nesnellikten ve nedensellikten kopuk bir şekilde ve histeri haliyle dile getirilmesi. Sürece ve yasaya dair bu çok çeşitli “itirazlardan” görebildiklerime kısaca ama derli toplu bir şekilde değinmeye çalışacağım.

Öncelik elbette baltacı kardeşlerimin. Onlar ki bir fareyi bile yakalasalar, bir aslanı dize getirmiş gibi poz keserler. Onlar ki hakikati iğdiş etmek için her fırsatta bir melodram sergilerler. Onlar ki kurtla yiyip çobanla ağlarlar. Onlar ki vampir gibi kandan beslenip timsah gibi göz yaşı dökerler. Onlar ki örgütlü riyakarlığın ruhsatlı elemanları baltacılar, bu kez baltayı taşa vurdular; ellerinde kala kala umacılık kaldı, sabah akşam ekranlarda hokkabazlık yapıyorlar. Teşrihten azade oldukları için tespit veya teşbihleri de sakat. Düşünce ufukları ise bir hayli dar. İrticalen ortaya koydukları bir duygu veya düşünce yok; her şeyi tasarlıyorlar, eğreti gelen duruşları ve yapmacık gelen tavırları bundan. Polemiğe gerek yok bu arkadaşlarla. Zira onlar, yaptıklarının kötülük olduğunu bilerek yapıyorlar. Vekil olma veya vekilliğini devam ettirme arzusundaki üç beş kişinin buna yeltenmesini anlıyorum ama, yaşını başını almış insanların bu ucuzluğa tamah etmesini anlayamıyorum.

Tabii sosyal alemlerde sesi en çok çıkan diğer bir kesim de balo akademisyenleri. Malum, akıl daneleri onlar muhalefetin. Bu akademik arkadaşlar referandum istiyorlar ki kendileri 2010 referandumunu şeytanlaştırıp yerden yere vuran kişiler ve kişilikler olmalarıyla meşhurlar aynı zamanda da sosyal alemlerde. “Yüzümüzü millete dönelim” diyen mi dersiniz, “rızanın olmadığı yerde kanunlar sorunu çözemezmiş” diyen mi dersiniz, türlü türlü isyanları var, insanın gözleri yaşarıyor bu “demokrasi havarilerini” gördükçe. Tamam, madem öyle o zaman şöyle; Türkiye-İran-Irak üçgenindeki Kürdistan coğrafyasında bir referandum yapalım mı Kürdistan ulus devleti için? Gidelim mi referanduma? Rıza arayalım mı?........

© Serbestiyet