Neden kendimizi gerçekleştiremiyoruz?
Bu toprakları, duygusal bağımızdan sıyrılıp bir cümleyle anlatmak istesek, “kendini gerçekleştiremeyen insanların ülkesidir” diyebiliriz herhalde. Bir köy evinin kerpiç duvarına yaslanmış, hayata yorgun ve hüzünlü gözlerle bakan yaşlı bir teyzeyle karşılaşırsınız. Biraz konuştuktan ve çocuklarının hangi şehirde ne iş yaptıklarını, torunlarının sayısını ve onu ne sıklıkla ziyaret ettiklerini öğrendikten, duyduğu haklı gurura şahit olduktan hemen sonra hayatının aslında sayısız yaşanmamışlıkla dolu bir çile yumağı olduğunu anlarsınız. Hep bir didişme ve mücadele halinde bir şekilde hayatta kalabilmiştir ama asla tam olarak tutunamamış ve bütün enerjisini o kadar hayatta kalmak için tüketmiştir ki bir adım sonrasına geçmekten hep korkmuş, kendiliğinden bir şey yapmaktan hep ürkmüş ve beklemekten başka bir çıkar yol görememiştir. (Hayatta kalmak zaten yeterince büyük bir amaç ve zafer olduğunda kendini gerçekleştirmek hep bir korku üretir.) Çocukları ve torunları oldukça vefalıdır ama hayat koca bir yalandır! Altında ne var diye baktığınızda bu insanların kendilerine yalan söylemek zorunda kaldıkları hayatlar yaşadıklarını görürsünüz. Kendilerine yabancılaşmamak için hayata yabancılaşmışlardır.
Aslında başka biriyle evlenmek istemiş ama babası istememiştir. Hep hemşire olmak istemiş ama okula gidememiştir. Hayatı hep sevmiş ve onu çok istemiş ama hayat ona genellikle istediklerini vermemiştir. Sevmediği bir hayatı sevmek zorunda kalmış, yaşamak istemediği sayısız şeyi istiyormuş gibi yaşamış ve sonunda hayat koca bir yalana dönüşmüştür. Hayatın ve dünyanın yalan oluşu, onun faniliğini ve aldatıcı çekimine kapılmamayı ifade ettiği kadar işin bu hüzünlü yanını da içerir. Oysa, hayat ve dünya yalan değildir ve belki de yegâne gerçekliğimizdir. Hakikate giden tek gerçek yol buradan geçmektedir. Onu yalana dönüştüren bizlerizdir ve giderek büyüyen bu kocaman yalan karşısında ezilmemek ve bir şekilde ayakta kalabilmek için dünyanın faniliğine ve yalan oluşuna sığınmaktayızdır. İyi ki öyledir çünkü aksi halde her an ve her gün yeni baştan sayısız yalanla baş başa ve yaşanmamış hayatlarımızla yüz yüze gelmek zorunda kalırız. Bu dünyanın boş olduğu düşüncesinin içinde ziyan olmuş hayatlarımız saklıdır.
Seksenlerine gelmiş, kırışıklıkları kırışmamış kısımlarını gizleyerek adeta yeni bir yüz takınmış olan ve sürekli iç çekiyormuş gibi başka bir gerçekliği yaşıyormuşçasına bakan bu kadının yaşadığı yokluklar, acılar ve zorluklar elbette kendini gerçekleştirmesine ve istediği gibi biri haline gelebilmesine engel olmuştur. Peki ama bürokrasi koridorlarında gerçekte hiçbir yaratıcılık ve derinlik getirmeksizin olanı olduğu gibi sürdürmekten başka bir şey yapmayan, ortaya acil bir sorun çıkmadıkça her türlü sorunun halledildiğine inanarak yaşayan, yapılan işlerin içinin bütünüyle boş olduğunu içten içe bilmesine rağmen sanki öyle değilmiş gibi davranabilmek için her gün kendisinin ve yaptığı işin ne kadar önemli olduğunu kendi kendisine hatırlatmak zorunda olan bürokratlar ve milyonlarca devlet memuru neden ve nasıl olup da kendini gerçekleştirmek için hiçbir çaba sarf edememektedir? Ya da daha henüz hayatın başındaki bir lise ya da........
