Gücün ontolojisinden tarihsel materyalizme
Spinoza'da güç nedir?
Gilles Deleuze'ün Spinoza okumalarının temel hareket noktalarından biri, insanı önceden belirlenmiş ve değişmez bir öz üzerinden düşünmek yerine, onun ne yapabildiği sorusunu öne çıkarmasıdır. “Spinoza Üzerine On Bir Ders” boyunca güç, duygulanım, conatus, bilgi ve özgürlük kavramları birbirine bağlanır. İnsan, yalnızca sahip olduğu özelliklerle değil, karşılaşmalar içinde ne yapabildiği ve eyleme gücünü nasıl artırıp azaltabildiği üzerinden düşünülür.
Bu yaklaşımın kaynağı Spinoza'nın ontolojisidir. Spinoza'da tek tek varlıklar bağımsız ve kendi başına kurulmuş özler değildir. Her biri doğanın bütünü içindeki belirli bir varlık tarzıdır ve belirli bir güç derecesine sahiptir. Bir varlığın ne olduğu kadar, başka varlıklarla kurduğu ilişkiler ve bu ilişkilerin onun eyleme gücü üzerindeki etkileri de önemlidir.
Bu nedenle Spinoza'daki güç kavramı, yalnızca “güç sahibi olmak” anlamında kullanılmaz. Bir varlığın gücü, onun kendi doğasına uygun biçimde etkide bulunabilme ve etkilenebilme kapasitesidir.
Affectio (etkilenim) ve Affectus (duygulanım)
Spinoza'da bir varlığın ne olduğu, yalnızca kendi içsel özellikleriyle açıklanamaz. Bir bedenin başka bedenlerle karşılaşması, onun varoluş tarzını ve eyleme gücünü değiştirir. Bu nedenle Spinoza'nın düşüncesinde karşılaşmalar ve bu karşılaşmaların yarattığı değişimler önemli bir yer tutar.
Güneş'in bedenimizi ısıtması, bir yiyeceğin bedenimizde meydana getirdiği değişiklik ya da başka bir insanla karşılaşmamız affectio (etkilenim) olarak düşünülebilir. Bir beden başka bir bedenle karşılaştığında bundan etkilenir; bedende bir değişim meydana gelir. Ancak Spinoza açısından önemli olan yalnızca bu değişimin kendisi değildir. Bu karşılaşmanın bedenin eyleme gücünü artırıp azaltmasıdır.
Burada affectus (duygulanım) kavramı devreye girer. Duygulanım, bir karşılaşmanın eyleme gücümüzde meydana getirdiği değişimi ifade eder. Sevinç, eyleme gücümüzü artıran; keder ise azaltan bir duygulanımdır. Dolayısıyla affectus, yalnızca psikolojik bir duygu ya da içsel bir ruh hali olarak anlaşılmamalıdır. Söz konusu olan, var olma ve eyleme kapasitemizde meydana gelen değişimdir.
Bu ayrım Spinoza'nın insanı yalnızca bilinçli kararlar alan bir özne olarak ele almadığını da gösterir. İnsan sürekli olarak başka bedenlerle, insanlarla ve toplumsal ilişkilerle karşılaşır. Bu karşılaşmalar onun eyleme gücünü artırabilir ya da azaltabilir. Bir karşılaşmanın bizi nasıl etkilediği, yalnızca karşılaştığımız şeyin ne olduğuna değil, kendi doğamızla ve içinde bulunduğumuz ilişkilere de bağlıdır.
Deleuze'ün Spinoza yorumunun önemli katkılarından biri, bu karşılaşmaların eyleme gücümüzde yarattığı değişimi açık biçimde görünür kılmasıdır. Ancak burada belirleyici olan Deleuze'ün yorumu değil, Spinoza'nın kurduğu kavramsal ilişkidir: Affectio, karşılaşma sonucunda uğradığımız değişimi; affectus ise bu değişimin eyleme gücümüz üzerindeki etkisini ifade eder.
Böylece iyi ve kötü, varlıklardan bağımsız ve değişmez ahlaki değerler olmaktan çıkar. Bir karşılaşmanın ne yaptığı önem kazanır: Eyleme gücümüzü artırıyor mu, azaltıyor mu? Bedenimizin ve zihnimizin başka bedenlerle ve zihinlerle kurduğu ilişkileri güçlendiriyor mu, zayıflatıyor mu?
Bu soru Spinoza'nın ahlak anlayışını olduğu kadar siyasal düşüncesini de anlamak açısından önemlidir. Çünkü insanların nasıl yönetildiği, hangi tutkuların üretildiği ve hangi ilişkilerin onların eyleme gücünü artırdığı ya da azalttığı artık yalnızca bireysel bir sorun değildir.
Etkilenim-duygulanım ayrımı; Spinoza'nın güç anlayışının neden yalnızca soyut bir ontolojik kavram olmadığını da gösterir. Güç, ilişkiler içinde sürekli olarak artıp azalır. Bir varlığın ne yapabileceği, yalnızca sahip olduğu özelliklerle değil, karşılaştığı diğer varlıklarla kurduğu ilişkilerle de belirlenir. Bu nedenle güç kavramı, conatus ve özgürlük sorununa geçiş için doğrudan bir zemin oluşturur.
Conatus: Varlığın kendi gücünü sürdürmesi
Spinoza'nın conatus (eyleme gücü) kavramı bu çerçeveyi tamamlar. Her tekil varlık kendi varlığını sürdürmeye yönelir. Conatusu yalnızca biyolojik anlamda hayatta kalma içgüdüsüne indirgemek doğru değildir. Bir varlığın kendi varlığını sürdürmesi, aynı zamanda sahip olduğu güç derecesini koruma ve geliştirme eğilimidir.
İnsanların arzuları da bu çerçevede anlaşılabilir. İnsan, eyleme gücünü artıran karşılaşmalara yönelirken gücünü azaltan karşılaşmalardan uzaklaşır. Ancak insan her zaman neyin kendi gücünü artırdığını veya azalttığını bilmez. Karşılaşmaların etkilerini yaşayabilir, fakat bu etkilerin nedenlerini kavrayamayabilir.
Burada Spinoza'nın bilgi anlayışı devreye girer.
Spinoza üç bilgi türü arasında ayrım yapar. Birinci tür bilgi, insanların karşılaşmaların etkilerini yaşamalarına rağmen bunların nedenlerini yeterince kavrayamadıkları düzeydir. İnsan korkar, umut eder, öfkelenir, sevinir; fakat bu tutkuları üreten ilişkilerin nasıl işlediğini bilmeyebilir. Bu nedenle birinci tür bilgi edilgen tutkularla yakından ilişkilidir.
İkinci tür bilgi, tek tek karşılaşmaların ötesine geçerek ilişkileri ve ortak olanı kavramaya dayanır. Deleuze'ün yüzme örneği bu ayrımı açıklamak için elverişlidir. Yüzme bilmeyen insan dalganın etkilerine maruz kalır; dalga onu sürükler ve hareketlerini belirler. Yüzmeyi öğrenen insan ise kendi bedeninin hareketleriyle dalganın hareketleri arasındaki ilişkiyi kavramaya başlar. Artık yalnızca dalganın etkisine maruz kalmaz; karşılaşmanın ilişkisel yapısını anlamaya başlar.
Üçüncü tür bilgi ise tekil varlıkların özlerine ve onların güç derecelerine yönelir.
Bu bilgi türleri yalnızca soyut epistemolojik kategoriler değildir. Bilme biçimi, insanın varoluş tarzıyla ilişkilidir. İnsan nedenleri ne kadar kavrarsa, karşılaşmaların pasif nesnesi olmaktan o ölçüde uzaklaşır.
Buradan Spinoza'nın özgürlük anlayışına geçilebilir. Özgürlük, nedensellik zincirinden çıkmak veya sınırsız bir iradeye sahip olmak değildir. İnsan doğanın ve toplumsal ilişkilerin dışında değildir. Özgürlük, içinde bulunduğu zorunlulukları kavraması ve kendi eyleme gücünü daha etkin biçimde kullanabilmesiyle ilgilidir.
Ancak........
