menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

NATO Ankara'ya gelirken

9 0
30.06.2026

"Amerikan emperyalizminin yarı sömürgesiyiz, dedi Hikmet Nazım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ"

                                                                                                             Nazım Hikmet

Ankara’ya gelecek devlet başkanları için önce Ankara’nın kendi hayatı seyreltiliyor. Mezuniyetler erteleniyor, paneller ve konserler durduruluyor, kamu personeli izinli sayılıyor. Basın açıklaması yapmak, bildiri dağıtmak, pankart asmak, açlık grevi ve oturma eylemi yapmak on üç gün boyunca yasak. Kentte 40 bin polis ve jandarma görevlendirilecek. Zirveye karşı henüz ortak bir söz kurulmadan, o sözün kurulabileceği yerler boşaltılıyor.

Bu kadar geniş bir yasak listesini yalnızca bürokrasinin ölçüyü kaçırmasıyla açıklamak güç. Çünkü içeride hazırlanan şehir ile zirvede konuşulacak dünya arasında bir akrabalık var. NATO, Ankara’da savunma harcamalarının nasıl artırılacağını, üretim hatlarının nasıl büyütüleceğini ve paranın nasıl hızla “savaşa hazır kapasiteye” çevrileceğini tartışacak. Sokakta ise bu kararların muhtemel muhatapları birbirinden uzak tutuluyor.

Silahın parası nereden çıkıyor?

Lahey’de verilen söz, millî gelirin yüzde 5’ini savunma ve güvenlikle bağlantılı alanlara ayırmak. Bunun yüzde 3,5’i doğrudan askerî ihtiyaçlara, kalan bölümü ise altyapıdan iletişim ağlarına, sivil hazırlıktan savunma sanayisine kadar uzanan geniş bir sahaya gidecek. Rakam ilk bakışta bütçe tekniğine ilişkin gibi görünüyor. Oysa yıllarca sürecek bir servet aktarımından söz ediyoruz.

Para nereden çıkacak? Bu sorunun cevabı çoğu zaman “güvenlik” kelimesinin içinde kayboluyor. Devlet silah alırken gökten para indirmiyor; vergiden, emekten ve kamu bütçesinden topladığını harcıyor. Hastaneye, barınmaya, emekli aylığına gelince kıtlaşan kaynak, savaş sanayisinin kapısında yeniden beliriyor. Üstelik yalnızca silah satın alınmıyor. Krediler, ortak üretim anlaşmaları, teknoloji lisansları, bakım sözleşmeleri ve uzun vadeli ihalelerle yeni bir ekonomik alan kuruluyor. Bir taraf için bütçe açığı olan şey, başka bir taraf için garantili pazar.

Aynı masada, ayrı hesaplarda

Emperyalizmi sadece işgal kararı alan hükümetlerin saldırganlığına indirgediğimizde bu ilişki görünmez kalıyor. Üretimin dev şirketlerde toplanması, bankalarla sanayinin birbirine bağlanması, sermayenin yeni yatırım alanları araması, enerji yolları ve pazarlar üzerindeki çekişme savaş düzeninin maddi zeminini oluşturuyor. Devletler bir ittifak çatısı altında buluşunca bu çıkarlar ortadan kalkmıyor. Silah siparişlerinde, enerji........

© sendika.org