Bahadın’da ortakça yaşamı yenilenerek üretmek
Uzun sözün kısası, doğanın üretkenliğine insanın ortaklaşmacı yaratıcılığı yön verdiğinde zorluklar kolaylaşır, güzellikler paylaşılır. İç Anadolu bozkırında bu özellikleri bulunan Yozgat Sorgun’a bağlı Bahadın beldesi halkı, ülkemizin verimli topraklarını yağmalayan ve üretken halkını azgın sömürüyle ezen kapitalizme karşın 27. Uluslararası Bahadın Kültür Şenliği’yle ortaklaşa üretmenin ve paylaşmanın güzelliğini bir kez daha gösterdi. Nasıl mı?
Bir hafta süren uluslararası bir şenliğin bu küçük beldede maliyetini, ortakça üretme ve paylaşma olmadan karşılamak mümkün mü? Kesinlikle hayır. Bir hafta boyunca herhangi bir olay, ciddi bir gerilim olmadan her gün birkaç etkinliği, bazılarına binlerce kişinin katıldığı konserleri gerçekleştirmek olası mı? Olanaksız… Peki, bu “olanaksız”ı olanaklı duruma getiren anlamlı ve güçlü dinamikler nelerdir?
Bahadın adının kökeni, sevgili Sadık Güvenç’in 2004’te yayınladığı “Bahadın Söylenceleri” kitabından ve diğer kaynaklardan anladığımıza göre 16. yüzyıl başlarında Osmanlı egemenlerinin Anadolu’da yaşayan çoğunluğu da Alevi-Bektaşi kültürüyle özdeşleşmiş Türkmen vd. emekçilerin sömürü ve baskıya karşı ayağa kalkmasını bahane ederek kılıçtan geçirme zulmüne uğramış insanlara dayanmaktadır. Yakınlarıyla birlikte Çomak Dağı’na sığınan, daha sonra bugün Gülveli olarak bilinen yeri Sekiyurt yapan Demirci Veli’nin bilgeliğinden feyz alan ve çevresine topladığı yiğit insanlarla kurduğu birlikle çevrede sığınılacak yer haline getirdiği Sekiyurt’u “Bahattin’in Yeri” olarak halka benimseten Bahattin’in adının zamanla “Bahadın”a dönüştüğü rivayet edilmektedir. Bu söylencede bir “demirci”nin yer alması çok önemlidir. Demirci Kawa destanından günümüze kadar gelen bu mücadeleci ve üretken motifin, günümüz Bahadın halkının da atardamarını oluşturduğunu söyleyebiliriz. Hem tarımın hem sanayinin önemli üretim aracı demir olup üretici işgücü de demir işçileridir. Bugün ülkemizde ve yurtdışında yaşayan Bahadınlıların her iki alanda da başarılı olmalarının arkasında Demirci Veli’de cisimleşen bu dinamiğin yer aldığını vurgulayabiliriz. Bu aynı zamanda her dönem ve yerde, zorluklara, baskı ve sömürüye karşı dayanışmayla mücadele etmenin başarı getireceğini güdüleyen tarihsel bir dayanaktır.
Tarım ve hayvancılığa dayalı üretim-paylaşım ilişkilerinin etkin olduğu Bahadın Beldesi, 1968’de belediyenin kurulmasıyla ülkemizde bilinen ilk sosyalist belediyecilik uygulamalarına kavuşur. Türkiye İşçi Partisi’nden Süleyman Özcan’ın (Oğlu Dilaver Özcan da 2009-2019 arasında iki dönem başkanlık yapar.) başkanlığında yürütülen bu uygulamalar, Bahadın’ın ülke çapında tanınmasını sağlar. Beldede düzenli şehirleşme süreci de başlar. Bugüne kadar yapılan parklar ve müzeler, kültür evleri, üçe çıkan kadın kooperatifi ve dernek örgütlenmesi, yaşlı bakımevi, kütüphaneler bunun somut göstergeleridir. Bundan önce yörenin büyük köylerinden biri olan Bahadın’ın tarım ve hayvancılık dışındaki en önemli dinamiğini, 1940’lı yıllarda Köy Enstitüsüne giden ve ilk kuşağı oluşturan Yusuf Ziya Bahadınlı, Arif Baş, İsmail Altan ve Gazi Koç’la başlayan, onların yetiştirdikleri çocukların öğretmen olmalarıyla gelişen, güçlenen eğitim dinamiğidir. Bu eğitim dinamiği sayesinde ülke içinde ve dışındaki çalışmalarıyla iz bırakan binin üzerinde eğitimci-bilim insanı, şair, yazar, ressam, müzisyen yetişmiştir. Bu dinamik, Bahadın’ı hem geniş bir alanda tanıtmış, araştırma-inceleme kitaplarında, şiir-öykü ve romanlarında işlemiştir.
1960’lardan itibaren hem ülke içine hem de Almanya başta olmak üzere başka ülkelere yoğun biçimde göç vermeye başlamış. Özellikle yurtdışına göçün sosyo-psikolojik travmaları başlangıçta etkili olsa da kısa sürede Bahadın’a ekonomik katkıya dönüşmüş. Berlin ve Hollanda’da yaşayanlar başta olmak üzere Avrupa’nın değişik kentlerinde çalışan Bahadınlılar iki dernek çatısı altında örgütlenerek topraklarına bağlılıklarını her önemli atılımda göstermişlerdir. Aynı kamucu politikayı, Ankara’da 1991’de kurulan Bahadın Kültür Derneği de sürdürmektedir. Dolayısıyla göç olgusu, kuruluşunda Osmanlı kıyımından (Yavuz Sultan Selim dönemi) kurtulanların yaşadıkları topraklardan göç ederek Bahadın’ı kurmalarında olduğu gibi Bahadın beldesinin önemli sosyo-ekonomik dinamiklerinden biridir.
Yukarıda dile getirdiğimiz temel dinamikleri destekleyen yan dinamiklerden de söz edilebilir kuşkusuz. Bu dinamikler ışığında 27. Uluslararası Bahadın Şenliği’ne katıldığımız üç günkü izlenimlerimizi paylaşmak isteriz. Şenliğin ilk gününde Yusuf Ziya Bahadınlı Kültürevi’nin açılışı yapıldı. 19 Mayıs 2025’te aramızdan ayrılan öğretmen-yazar ve milletvekili (1965’te TİP’ten) Yusuf Ziya Bahadınlı’nın yaptırdığı ve halkın hizmetine sunulan kültürevi, geçen yıl gerçekleşen selden dolayı büyük zarar görmüştü. Her kamusal-toplumsal olay ve durumda olduğu gibi hemen harekete geçen Bahadınlılar, yurtdışındaki ve Ankara’daki dernekleri aracılığıyla dayanışma çağrısı yapmış, bir kurul oluşturarak toplanan bağışlarla kültürevinin yıkılan duvarlarını, bozulan çatısını, kırılan koltuklarını, sahnesini, aydınlatma ve ses düzenini yenileyerek kültür şenliğine yetiştirmişler. Belediye Başkanı Sami Eroğlu’nun, komisyon üyeleri Muhsin Aktürk, Cihan Erdoğan ve Baki Ulusal’ın konuşmaları üzerinden halkın katılımıyla yapılan açılıştan sonra salonda slaytlar eşliğinde toplanan bağışları ve yapılan harcamaları kalem kalem kamuoyuna açıkladılar. Çok önemsediğim bu uygulama, Bahadınlıların ortak üretme ve paylaşma bilincinin, aynı zamanda hesap sorma ve verme sorumluluğuyla perçinlendiğini göstermektedir. Bugün ülkemizde gerçekleşen kuralsızlık ve sorumsuzluk üzerinden yönetmenin toplumu nasıl çürüttüğü dikkate alınacak olunursa, hesap sorma ve verme ilkesinin toplumsal ahlakın sağlam temelde yükselmesinin de teminatı olduğu rahatlıkla anlaşılacaktır. Bu nedenle, Yusuf Ziya Bahadınlı Kültürevi’nin yeniden halkın hizmetine sunulmasında katkıda bulunan, süreci yöneten herkese bir minnet borcumuz olduğunu vurguluyor ve kendilerine teşekkür ediyoruz.
Açılış ve halkı bilgilendirme toplantısından sonra “Yusuf Ziya Bahadınlı’yı Anma Paneli”ne geçildi. Şenliğin eğitimci-yazar dinamiklerinden Sadık Güvenç’le ben, slaytlar eşliğinde Yusuf Ziya Ağabey’imizin yaşamını, yapıtlarını, çalışmalarını, eğitimciliğini anlattık. Ben, Bahadın adını ilk kez 1979’da DTCF öğrencisiyken Sadık Güvenç arkadaşımdan duymuştum. Kendisinin aracılığıyla yıllar içinde tanıdığım Bahadınlıları da sevdim. Dayanışmacılıkları, ince esprileri, yaşamı mizahi dille süslemeleri hoşuma gitti. Bu özelliklerini, Yusuf Ziya Ağabey’i tanıdıktan sonra daha çok sevdim. Ülkemizin, dünyanın emperyalist-kapitalist güçler tarafından karanlığa sürüklendiği bir dönemde, bu özellikler çok daha önemsenmeli diye düşünüyorum.
Şenlikte, benim tanık olduğum üç günde iki önemli olumsuzluk yaşandı. Kültürevindeki etkinliklerde ses düzeni bozuktu. Şenlik düzenleme kurulu ve Bahadın Belediyesi tarafından yıllardır uyarılmasına karşın festivalde düğün yapılmasıydı. Buna karşın bizim konuştuğumuz panelde katılımcıların ilgisi çok iyiydi. Sadık Güvenç arkadaşım, Yusuf Ziya Bahadınlı’nın yaşam öyküsünü ve yapıtlarını sundu. Benim bildirimin başlığı “Doğanın ve İnsanın Işıklı Sosyalisti Yusuf Ziya Bahadınlı 99 Yaşında…”ydı. Niye bu başlığı koyduğumu şöyle açıkladım: “Kendisiyle İstanbul, Ankara ve Bahadın’daki buluşmalarımızda hep dalya yapacağına dair konuşurduk. İki yıl önce fiziken aramızdan ayrıldı ama o anıları, düşünceleri ve yapıtlarıyla aramızda yaşamaya devam edecek.”
Onu yapıtları üzerinden yaşatmak adına çok önemsediğim romanlarıyla ilgili yaptığım sunumdan bir bölümü paylaşmak istiyorum: “Politik mücadeleyle aşkın, olay-mekan diyalektiğinde işlendiği Lidya Gözleri Yaprak Yeşili romanı önemlidir. Tezli roman diyebileceğimiz bu yapıtta, yazımızın başında vurguladığımız üzere Anadolu’daki komün yaşamının ilk örneklerinin görüldüğü bir bölge olan Morbenek’teki ortaklaşmacı ve özgürlükçü yaşamla karakterleri biçimlenen kişilerle yazarın “İl” diye kodladığı feodal ve dinsel geriliklerin egemen olduğu bölgede karakterleri biçimlenen kişilerin çelişki ve çatışmaları işlenir. Morbenekli bilge ve ortaklaşmacı Gülveli’nin, askerdeyken “İl”den bir kadına duyduğu aşkla, o kadının babası gerici ve baskıcı Hacıdede’nin kuşatması altında yaşayan Sabii’nin çelişkileri önemlidir.
21 bölümden oluşan bu romanda, başkişi Eren’in bilge dedesi Gülveli’nin tuttuğu Sarı Defter üzerinden, Morbenek’teki halkın yaşam biçimi, dünya algısı ve doğa-insan-toplum diyalektiğine dair felsefi görüşler dile getirilir. Altıncı bölümde (Gülveli’nin duygu ve düşüncelerinin yer aldığı bu bölümler italik harflerle yazılmıştır.) oğlu Sabii’ye seslenen Gülveli, aşk-kişilik ilişkisine dair çok çarpıcı değerlendirme yapar:
Ezik insana dayanamıyorum oğul, insanın küçültülmesi beni de küçültüyor, yüreğimi burkuyor. Bir kuzunun kurtlaştığı, bir geyiğin aslanlaştığı hiç görülmüş müdür ya da bir gülün kavağa özendiği, bir söğüdün meyve veremediği için elmaya benzemeye çalıştığı duyulmuş mudur? Sonraları hacı olacak bir hocaya içgüveyi oluyor, onun hayat tarzını kabul ediyorsun. Sen hazır olmadığın yaşama halini, düşünmeden, kendini, kendi özünü yoklamadan seçiyorsun. İki yanlışı birlikte yapıyorsun: Hem seni sen yapan tarzını hem içine yeni girdiğin hayatın senden istediğini ciddiye almıyorsun. Bir üçüncüsünü de buna katıyorsun, ki en aşağılığı budur, aileni yani kendini inkâr ediyorsun. Bunu yaparken kendini nasıl küçük gördüğünü, insanlık onurunu nasıl ayakaltına aldığını fark edemedin. Belki de bunun adına ‘aşk’ diyorsun. Oysa aşk, kişilik işidir oğul, aşkı kişilik besler. Aşk, sahip olmanın hırsı değildir. Bir temel fikri olmayan kişi, aşka sahip çıkamaz ve giderek karşısındakini kafeste beslediği bir kuş gibi görür ya da onun kişiliğinde eriyerek yok olur. Aşk bir duygu patlamasıdır, akılla beslenir, emekle beslenir, sense kazığına bağlı bir dolap beygiri gibi o kadının çevresinde dolanıp durmuşsun; bir kez kımıldasan kurtulurdun oğul! Her canlı kendini yaşar; kurdun kurtluğundan, serçenin serçeliğinden utandığını hiç duydun mu ve dal gövdesini saklayabilir mi, saklar mı!
Ezik insana dayanamıyorum oğul, insanın küçültülmesi beni de küçültüyor, yüreğimi burkuyor. Bir kuzunun kurtlaştığı, bir........
