Veriyle konuşan gazetecilik neden hedefte?
Son dönemde basın koridorlarından yükselen sesler, sadece birer haber metni değil; birer itiraz ve onur vesikası niteliği taşıyor. Alican Uludağ ve İsmail Arı’nın gözaltına alınması ve ardından gelen tutuklama süreçleri, meseleyi kişisel birer “adli vaka” olmaktan çıkarıp, iktidarın bürokratik ve maddi ajandasının merkezine oturtuyor. Bu tablo bize şunu söylüyor: Artık sadece fikirler değil, bizzat ispatlı gerçekler ve istatistiksel veriler cezalandırılmak isteniyor.
İspat yükümlülüğü kimin omuzlarında?
Evrensel hukuk ilkeleri ve basın etiği der ki; bir haberin “yalan” olduğu iddia ediliyorsa, bunun ispatı iddia makamına aittir. Ancak bugünkü iklimde süreç tam tersi işliyor. Gazeteci, yazdığı her kelimenin, dayandığı her belgenin doğruluğunu demir parmaklıklar ardında savunmak zorunda bırakılıyor. Buna rağmen, İsmail Arı ve Alican Uludağ gibi isimlerin mahkeme salonlarında “Haberimin arkasındayım” diyerek sergiledikleri onurlu duruş,........
