Hakikat, yoldaşlık ve ortak ezgi
Hakikat bir ezgidir bazen,
Bir ezgiye eşlik eden halk deyimleridir.
Tutsak toplumlarda yan yana yürüyenlerin enerjisi
Birbirinin kelepçesine anahtar olur.
Her birinin düşü diğerinin ütopyası için bir basamaktır.
Geleceğe uzanan yoldaşlık da sosyalizme sebeptir.
Yukarıdaki kelepçe-anahtar ilişkisi, romantik bir dayanışma anlatısı değil; tarihsel bir gerçektir. Çünkü baskı altında kurulan her yan yanalık, yalnızlığı kırar; her paylaşılan adım, zincirin bir halkasını gevşetir. Her birinin düşü, diğerinin ütopyası için bir basamak olur. Bugün bireysel gibi görünen umutlar, ancak başkasının umuduyla temas ettiğinde tarihsel bir güce dönüşür. Geleceğe uzanan yoldaşlık da tam bu yüzden sosyalizme sebeptir; sosyalizm, soyut bir programdan önce, insanın insanla kurduğu bu zorunlu ilişkinin adıdır.
“Sözle, eylemle, sevgiyle örülen kolektif” biçiminde bir başlık atmak isterdim. Doğru da olurdu. Çünkü solun en güçlü olduğu anlar, tam da bu üçlü bağın kurulduğu anlardı. Ne var ki bugünün koşulları buna henüz hazır değil. Sol, sanki yeniden çocukluğuna dönmüş gibi; kolay heyecanlanan, kolay mesafelenen, kolay içe kapanan bir ruh hâli içinde. Oysa dünya bir yangın yeri. Böyle zamanlarda yapılması gereken, birbirinden rol çalmak değil; kenetlenip, halk ve doğa düşmanı yangınlara karşı itfaiye olmaktır. Ama tam tersine, her şey metalaşıyor, her şey kişiselleşiyor. Söz de eylem de hatta acı bile kişisel bir vitrine dönüşüyor. Sonuçta ortaya çıkan şey ortaklaşma değil, ayrışma; dayanışma değil, parçalanma oluyor.
Burada bir kırılma noktası var. Çünkü sol dediğimiz şey, keyfî bir kanaatler toplamı değildir. Sol, bir disiplindir; bir bilimdir; tarihsel bir birikimdir; değerler toplamıdır. Sınıflı toplumlar tarihi boyunca hem teori hem pratiktir; hem evrimsel hem devrimsel bir yürüyüştür. İnsana ait olan her şey, solun konusudur. Buna rağmen bugün iki temel sıkıntıyla karşı karşıyayız. Birincisi, bilir bilmez herkesin her konuda konuşması; öznelliğin, olması gerekeni baskılaması. Herkesin bir iddiası var ama bu iddiaların çoğu ortak bir çerçeveye, ortak bir sorumluluğa temas etmiyor. İkincisi ise bilgi sahibi olduğunu sandıklarımızın da gerçekten bilip bilmediğinin belirsizliği. Eski olmak, eskiyi bilmek anlamına gelmiyor. Hatta bazen eski, eskiyle daha sert bir hesaplaşmaya giriyor; ama bu hesaplaşma da çoğu zaman ortak bir duruş, ortak bir yön duygusu üretmiyor.
Bütün bunlar bizi sıkça sorduğumuz soruya getiriyor; yürek ve bilek ortaklaşması için daha neyi bekliyoruz? Eğer hakikat bir ezgiyse, bu ezgiyi tek başına söyleyerek değil, birlikte okuyarak hak ettiği seviyeye taşıyabiliriz. Eğer düşlerimiz gerçekten bir geleceğe açılacaksa, bu ancak başkasının........
