menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Rasim Öztaş’tan “Çalınan Gelecek”

30 0
01.10.2026

Araştırma-inceleme kitapları ve romanlarıyla tanıdığımız Rasim Öztaş’ın yeni çıkan kitabının adı Çalınan Gelecek. Bugünü ya da yarını ‘gelecek’ ekseninde ele aldığımızda, dünden geleceğin taşlarının nasıl döşendiğini, Çalınan Gelecek yapıtının temel sorunsalı olarak görüyoruz. Her şey nasıl da birbirine bağlı ve insan ya da toplum yaşamında değil bin yıl, beş ya da on binlik zaman, bilginin büyük bir hızla devindiği günümüz dünyası açısından küçücük bir dilim olarak da kabul edilebiliyor. Dolayısıyla yer küredeki diğer tüm canlılarla birlikte toplumsal bir varlık olan insanın içine düştüğü ağır sömürü ve kıskacın kökleri birbirine ulanarak ve yer yer birbirini onararak yol almış olsa da dün olanın bugününü esir almış haldedir. Rasim Öztaş da hacimli çalışmasının içeriğini birbirine her biçimde etki eden boyutlarıyla bugüne taşıyor ki, burada amaç olan biten her şeyi sosyal bilimsel bir bakışla yerine koyarak, temel gerçekle yüzleşmeyi, anlaşılır olmayı sağlamaktır. Kitabın giriş bölümünün başında yer alan bir pasaj da bize bunun anahtarını veriyor:

Daron Acemoğlu ve James A. Robinson’un birlikte yazdıkları ‘Dar Koridor’da, siyaset felsefecisi Thomas Hobbes’in ‘The Leviathan’ kitabından aktardıkları bir söz var: ‘…sürekli korku ve öldürme tehlikesi içerisinde (yaşadılar). Ve insanın hayatı yalnız, yoksul, kötü, vahşi ve kısaydı.’ Bu söz farklı tarihi dönemler, yaşanan farklı sorunlar için söylenmiş olabilir. Bu çok önemli değil. Mutlu bir azınlık dışında kalan insanların yaşamları tarih boyunca sürekli olarak yalnız, yoksul, kötü, kısa ve vahşi geçti.

Daron Acemoğlu ve James A. Robinson’un birlikte yazdıkları ‘Dar Koridor’da, siyaset felsefecisi Thomas Hobbes’in ‘The Leviathan’ kitabından aktardıkları bir söz var: ‘…sürekli korku ve öldürme tehlikesi içerisinde (yaşadılar). Ve insanın hayatı yalnız, yoksul, kötü, vahşi ve kısaydı.’ Bu söz farklı tarihi dönemler, yaşanan farklı sorunlar için söylenmiş olabilir. Bu çok önemli değil. Mutlu bir azınlık dışında kalan insanların yaşamları tarih boyunca sürekli olarak yalnız, yoksul, kötü, kısa ve vahşi geçti.

Bugünün karmaşık ve aynı zamanda otorite eksenli düzeni yalın haliyle anlamak için düne bakmak, dünde olan bitenleri sadece olmuş, söylenmiş ve yazılmışlar bazında aktarmaktan öte, yazarın yeni olarak ne söyleyeceğinin merakıyla da kitaba yaklaşmak gerekiyor. Rasim Öztaş, akademik olarak tarih bilen; öğrendiklerini bağımsız olarak diyalektik tarihi materyalist bir anlayışla işleyen, gazetecilik tecrübesiyle gözlemci ve kalemi esnek araştırmacı bir yazardır. Bu çerçevede yazar, insanın bağımsız düşünme biçimine etki eden ya da çarpık, çelişik yoruma dayalı dinsel düşüncenin insanın çoğunluğunu ya da yönetilen kesimini ideolojik açıdan nasıl kontrol etmeye başladığını bir eşik olarak belirliyor; insanın sevinci ve yaşama umudunun elinden alınmasında, uzlaşmalı bir şekilde konulmuş kuralların sömürücüler tarafından çiğneniyor olmasına ve bir kişi kazanıp diğerleri kaybetmeye başladığında insanlığın bozulduğuna özel bir vurgu yapıyor. Kitap, gelişmeleri somutlama noktasında dünyanın belirli noktalarını örnek gösterdiği gibi daha iyi anlaşılabilmesi bakımından Türkiye coğrafyası ve bu coğrafyada olup bitenler metnin omurgasını oluşturuyor.

Geleceği çalmak için insanların bir ve önemli bölümünü etkisizleştirmek gerek. Etkisizleştirme sadece düşünce bulanıklığı ya da düşünce geriliği yaratmakla yetinmez; Çok farklı mekanizmalar devreye girer. Mesela en güçlü bir araç olarak uzayın dünyayı dizayn etmekte kullanılışı girer, gerçekte algılananı kitlesel boyutlarda değiştirmek ve yeni algıyı yönetmek girer. Söz konusu gelecekse, hangi öğeler vardır onun içinde? Ekmektir, sudur, topraktır, havadır, sudur, eğitimdir, barınma, sağlık ve iş hakkıdır, hukuktur, demokrasidir, insanca yaşam hakkıdır, eşitliktir, özgürlüktür geleceğin taşları...

Rasim Öztaş Dinin Arka Planındaki Sınıf Mücadeleleri adlı kendi yapıtındaki araştırmalara da dayanarak, dinin toplum üzerinde nasıl bir sömürü ve siyasal iktidar aracı haline getirildiğini Haçlı Seferleri örneği eşliğinde açıklamaya koyuluyor. “Bu seferlerin arka planında yatan en önemli neden, bir sınıfın yeni pazarlar elde etme isteğidir.” Ki gerçekten kendine yeni ve güvenli ticaret yolu arayan, içinde ruhban sınıfının da olduğu tüccarlar, insan eğmeği ile yüzlerce yılda var edilmiş temel yapıları da yağmalama ve yıkma, yerleşim birimlerini yerinden etme gibi bir süreçle noktalanmıştır. Dolayısıyla dinin Batı ya da Doğu merkezli siyasallaştırılmasının toplum üzerindeki etkisi her açıdan bir yıkıma yol açmıştır.  

20. yüzyılın ikinci yarısı diyebileceğimiz Soğuk Savaş döneminde ABD yeni sömürge ilişkileri çerçevesinde az gelişmiş ülke halklarının yaşamını ‘komünizm tehlikesi’ anlayışı çerçevesinde, faşist askeri darbelerle zapturapt altına aldı. Dönemin karanlık işleri, hukuksuzluk ve acıları bugün bile sağaltılmamış olarak kanamaya devam ediyor ne yazık ki… Çalınan Gelecek, o dönemin olaylarını da nedenleriyle birlikte serimliyor. Günümüzde uluslararası tekeller pazar sorununa yeni bir biçim kazandırmak için dinin siyasallaştırılmasına ön vermiştir. Ve bunun pratik karşılığı olarak Yeşil Kuşak oluşturma ve Ortadoğu çevresinde (Büyük Ortadoğu Projesi) İslam inancının araçsallaştırıldığı bir hat çizmek için çeyrek yüzyıldır bölgeyi kana bulamıştır. Bunun bölge halkları ve emekçiler için ağır faturası olmuştur. Sınıfsal birlik, etnik ve inanç temelli dayatmalar karşısında dağılmış; içeriye atılan ateş, halkı ülkesinden ve yaşam hakkından etmiştir. Elbet günümüzde pazarı yeniden dizayn etmenin başını ABD ve onu takip eden diğer emperyalist ülkeler çekmektedir ve BOP’ta Türkiye’ye biçilen rol aynı zamanda ülkemizde ağır aksak bir cumhuriyet çatısı altında elde edilmiş maddi ve manevi nitelikli varlıkların heba edilmesi sonucunu getirmiştir.

Emperyalistler için ‘Berlin Duvarı’nın yıkılışı Sosyalist Blok’un dağılması açısından bir eşik kabul edildi. “Bu nedenle yıkılan sadece Berlin Duvarı olmadı demek yanlış olmayacaktır. O duvarla birlikte dünyanın dört bir yanındaki ülkelerde insanların gelecekleri, umutları yerle bir edildi. Ondan sonraki süreç kapitalist pazar için küreselleşme denen dönemin başlangıcıydı.” Kapitalist ilişkilerin küreselleşme, yokluk ve yoksulluğun da aynı ölçekte hızlanarak artmasını başta BM olmak üzere güvenilir araştırma yapan kurum ve otoritelerin verilerine dayandırılmaktadır. Ve bu dönemde burjuvazinin 150-200 yıldan beri bayraktarlığını yaptığı ulusal birlikleri deforme etme ve parçalama çabasının yeni çıkar ilişkilerine karşılık geldiğini görürüz. 

Kapitalist iktidarlar baskı ve sömürü için salt iktisadi siyasi kararlar almıyorlar elbet. İnsan........

© sendika.org