menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Fransa mali sermaye ile barikatlar arasında!

21 0
07.10.2026

Uluslararası finans sermaye gazetesi Financial Times’ın Fransa’daki ekonomik, toplumsal, siyasal kriz durumuna ilişkin başlığı yeterince manidar ve isabetliydi: “Fransa Tahvil Piyasası ile Barikatlar Arasında!” (Financial Times, 6 Ekim 2026) 

Gerçekten de Fransa’nın resmi dış borcu ulusal gelirinin yüzde 119’una, yıllık faiz ödemeleri ise 70 milyar Euro ya da ulusal gelirin yüzde 3’üne çıkmıştı, gelecek yıl 90 milyar Euro ve yüzde 5’e çıkması öngörülüyordu. Yalnızca bu yıllık faiz ödemeleri bile Fransa’nın eğitim bütçesini (65 milyar Euro) ve hatta savunma bütçesini bile aşıyordu. Bütçe açığı GSYİH’nin yüzde 5,4’üne tırmanmıştı. Yeni kredi açmak için Fransa ve uluslararası finans sermayesinin dayattığı bütçe (aslen sosyal harcamalardaki) kesintilerini devam ettirmek ise, kitlelerin büyüyen tepkisi karşısında burjuva siyasal merkezi ve tüm geleneksel düzen partilerinin hızlı çöküşüyle her türlü parlamenter çoğunluğun hızla erimesine yol açıyordu. Düzen karşıtı oldukları iddiasındaki sağda RN (Le Pen’in faşist partisi) solda LFI’in (Melenchon’un Boyun Eğmeyen Fransa Partisi) yükselişi ve güçlerin uçlara doğru birikmesi anlamına geliyordu. 

Financial Times’ın Fransa için alarm çanlarını çalan makalesi şöyle diyordu:

Fransa bir yandan sokaklarda hükümetten daha fazla fon isteyen protestocular ile diğer yanda finansal sorumsuzluğu ülkenin borcu üzerine kumar oynayarak cezalandırmaya can atan piyasalardaki “tahvil haydutları”nın (bond vigilantes) kıskacı altında. (...) Bütçe açıklarıyla yüzleşildikçe ve ülke aşırı sağ ile sert solun kapışmasıyla sonuçlanabilecek başkanlık seçimleri yaklaştıkça gerilim yükseliyor. Finansal yatırımcılar ülkenin yalnızca Fransa’yı değil ama tüm Euro Bölgesini (Eurozone) sallayacak büyük bir borç krizine yuvarlanmasından korkuyor.

Fransa bir yandan sokaklarda hükümetten daha fazla fon isteyen protestocular ile diğer yanda finansal sorumsuzluğu ülkenin borcu üzerine kumar oynayarak cezalandırmaya can atan piyasalardaki “tahvil haydutları”nın (bond vigilantes) kıskacı altında. (...) Bütçe açıklarıyla yüzleşildikçe ve ülke aşırı sağ ile sert solun kapışmasıyla sonuçlanabilecek başkanlık seçimleri yaklaştıkça gerilim yükseliyor. Finansal yatırımcılar ülkenin yalnızca Fransa’yı değil ama tüm Euro Bölgesini (Eurozone) sallayacak büyük bir borç krizine yuvarlanmasından korkuyor.

Financial Times’tan sözü alan New York Times ise, alarm çanlarının yerini canavar düdüklerinin almasıyla tehdit ediyordu (New York Times, 5 Ekim 2026):

Fransa’nın durumu sürdürülemez görünüyor ve tahvil piyasaları da bunu söylüyor, ama henüz çığlık atmıyorlar. Bu ağır çekimde bir tren faciası.

Fransa’nın durumu sürdürülemez görünüyor ve tahvil piyasaları da bunu söylüyor, ama henüz çığlık atmıyorlar. Bu ağır çekimde bir tren faciası.

New York Times’ın bir diğer yazarı ise canavar düdüklerinin ne zaman çalacağını betimliyordu:

Bu yalnızca bir borç krizi ya da tavhil-bono piyasası krizi değil. Konuştuğum yatırımcılar (Fransa’da-bn) varoluşsal bir siyasal ve anayasal krizden endişeleniyorlar. Tüm bu meseleler üst üste yığılıp başkanlık seçimini kim kazanırsa kazansın derinlemesine çaresiz bir duruma işaret ediyor.

Bu yalnızca bir borç krizi ya da tavhil-bono piyasası krizi değil. Konuştuğum yatırımcılar (Fransa’da-bn) varoluşsal bir siyasal ve anayasal krizden endişeleniyorlar. Tüm bu meseleler üst üste yığılıp başkanlık seçimini kim kazanırsa kazansın derinlemesine çaresiz bir duruma işaret ediyor.

Bu alarm zillerine en son Fransa Merkez Bankası’nın sinyalleri ve birçok başka medya eklenebilir.  

Gerçekten de ihtiyar Fransa emperyalist kapitalizminin durumu pek parlak görünmüyor. ABD ve Çin arasındaki dev çaplı yatırımlarla sürdürülen teknoloji yarışında giderek daha geride kalıyor ve bir teknolojik atılım yapabilme kapasitesinden de uzak görünüyor. Bu Fransa kapitalizminin krizinin en derindeki temel nedeninin aşırı sermaye birikimi, ya da aynı anlama gelmek üzere bir üretkenlik krizi olduğunu da açıkça gösteriyor. Yani standartlaşmış kârlılığı düşen sektörlerde aşırı sermaye yığılması, kâr oranlarının düşmesi, ama yeni ve daha yüksek kârlı alanlara geçebilmek için gerekli çok daha büyük yatırımlar için de yeterli kaynak bulamama durumu. Bunun üstüne Afrika’daki eski sömürgelerini ve buradan gelen kanlı altın ve değerli madenleri kaybetmesi, bir tür NATO ve AB ile Rusya savaşına dönüştürülen Ukrayna-Rusya savaşında kaydedilen başarısızlık, enerji krizi, borç krizi, yükselen enflasyon vb. ekleniyor. Öyle ki Fransa emperyalist kapitalizmi, Suudi Arabistan’ın Yemenli milisler tarafından tehdit edilen bir limanını korumak için asker göndermeye, yani Suudi Arabistan’a paralı askerlik yapmaya kadar düşkünleşmiş durumda. 

Sonuçta sermayenin genişleyen yeniden üretimindeki kriz, bunun üzerine kurulmuş ama bir nevi “antient regime” (eski rejim) haline gelmeye başlamış bir toplum ve siyaset düzeninin her yerinden derinleşen çelişkilerle patlamaya başlıyor. Fransa gibi hem tarihsel hem güncel olarak güçlü bir sınıfsallık bilinç ve kültürüne ve sınıf savaşımları geleneğine sahip bir ülkede, bu çelişkiler, çok daha doğrudan ve çok daha hızlı biçimde sınıf çatışmaları kulvarına oturuyor. 

Eğitim "toplumsal uzlaşma" mekanizması olmaktan çıktı

Eğitim, sağlık, emeklilik, göçmen, konut, gıda, enerji gibi alanlarda bu kriz ve çelişkiler zaten çok belirgin. Ancak bu kriz ve çelişkiler, ilk eldeki........

© sendika.org