menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Mutlak butlan kararı ve rejimin sınıfsal çelişkisinin arka planı

37 0
23.05.2026

Türkiye’de son yıllarda siyasal iktidarın hukuk alanına müdahaleleri, yalnızca teknik ya da Anayasal tartışmalar çerçevesinde değerlendirilemez. “Mutlak butlan” gibi hukuki kavramların siyasal alanın merkezine yerleştirilmesi, gerçekte rejimin kendi krizini yönetme biçimlerinden biridir. Çünkü hukuk, sınıflar üstü nötr bir alan değil; egemen sınıfın tarihsel çıkarlarının kurumsal ifadesidir. Bu nedenle herhangi bir “mutlak butlan” kararı da yalnızca bir yargısal işlem değil, belirli siyasal ve sınıfsal ihtiyaçların ürünüdür.

Marksist devlet teorisinin temel önermelerinden biri şudur: Devlet, egemen sınıfın ortak işlerini yöneten örgütlü güçtür. Hukuk ise bu örgütlü gücün meşruiyet aygıtlarından biridir. Türkiye’de bugün yaşanan süreçte de hukuk, sermaye düzeninin krizini yönetmek amacıyla yeniden biçimlendirilmektedir. Burada mesele yalnızca bir mahkeme kararı değil; siyasal iktidarın toplumsal muhalefeti bastırma, rejimi tahkim etme ve emekçi sınıflar üzerindeki denetimini artırma çabasıdır.

Türkiye kapitalizmi uzun süredir derin bir yapısal kriz içerisindedir. Yüksek enflasyon, işsizlik, yoksullaşma, güvencesiz çalışma biçimlerinin yaygınlaşması ve kamusal alanın tasfiyesi, geniş halk kesimlerinde ciddi bir hoşnutsuzluk yaratmaktadır. Egemen blok açısından bu hoşnutsuzluğun siyasal bir örgütlenmeye dönüşmesi büyük bir tehdittir. Bu nedenle rejim, yalnızca ekonomik araçlarla değil; hukuk, medya, güvenlik bürokrasisi ve ideolojik aygıtlar üzerinden de toplumu disipline etmeye yönelmektedir.

Mutlak butlan kararının bu bağlamda okunması gerekir. Kararın teknik içeriğinden bağımsız olarak önemli olan nokta, hukuk mekanizmasının siyasal alanı dizayn etmek için kullanılmasıdır. Çünkü burjuva hukukunda “istisna”, kriz dönemlerinde kural hâline gelir. Normal koşullarda hukukun temel prensipleri olarak sunulan kavramlar, siyasal ihtiyaçlar doğrultusunda esnetilir ya da askıya alınır. Bugün Türkiye’de yaşanan da tam olarak budur.

Rejim, kriz derinleştikçe daha saldırgan bir karakter kazanmaktadır. Bunun temel nedeni, sermaye birikim modelinin sürdürülemez hâle gelmesidir. İnşaat, rant, borçlanma ve düşük ücret politikalarına dayalı ekonomik model çökerken;........

© sendika.org