o sözler ki bir kere çıkmıştır ağzımızdan
genel olarak 1978’liler olarak bilinen, doğum tarihleri 1950’li yılların ortalarında başlayıp 1960’ların başına kadar olan zamana denk gelen solcular kesintisizler’in ilk baskısından okumuştur. internete baktığımda o baskının ardından çok kez tekrar yayımlandığını gördüm. çeviri kitaplarda o yıllarda makul sayılan “düzenlemeler”in bu metinlerin hiçbir baskısı için söz konusu olmadığına inanıyorum. çayan’ın tekrar tekrar okunması, gündeme gelmesi, tarihimizin doğru anlaşılması açısından dahi çok isabetli bir şey. dipnot yayınları’nın son yayımladığı versiyonda, onun yazıları ve genel olarak o dönemle ilgili metinler var, malum. bu metinlerdeki fikirler ayrı bir konu ama hem o dönemin hem de ardından gelen yılların ruhunu ve koşullarını anlamak açısından önemli bilgiler ihtiva ettiklerini düşünüyorum. kitabı okumadan önce, kesintisizler’le bağ kuran bütün geleneklerden yazıların olması gerektiğini düşünmüştüm ama kitabı okuyunca öylesi metinler arasında, ister istemez oluşacak tartışmaların bu kitabın işi olmadığını düşündüm.
kadınların ve çocukların (yani 50 yaş altının) buyur edilmediği bir alanda düşünmeye çalıştığımın farkındayım. kadınlar meselesi bir tarafa, mahir çayan’ın yazılarında karşımıza çıkan anekdotlar genç olmanın onun da hayatını zorlaştırmış olabileceğini düşündürüyor. yazılarında, ödp’den aşina olduğum, başka arkadaşların muhtemelen başka yapılarda başlarından geçmiş olan bazı “egale etme” yöntemleri hatta o yöntemlerin ustası birkaç kişinin ismi dahi çıktı karşıma. ama o dönemle bugün arasında farklı olan çok şey var. bunlardan önce dönemle ilgili birkaç hatırlatmada bulunmak istiyorum.
başka bir referans dizgesi mümkün
27 mayıs’ın üzerinden on yıl bile geçmemiş ve gençliğin toplum nezdinde büyük prestiji var. 15-16 haziran gibi büyük bir kalkışmanın öncesinde ve sonrasında olup bitiyor her şey. bu konuda aktarılanlar[1] o büyük direnişin kendiliğinden olmadığını, örgütlü bir mücadelenin ürünü olduğunu, ayrıca fabrikalarda sık sık direnişler olduğunu gösteriyor. türkiye işçi partisi 1961 yılında 12 sendikacının verdiği dilekçeyle kuruluyor ve 1965 seçimlerinde meclis’e 15 milletvekili sokuyor. dönemle ilgili fikir verebilecek bir başka olay, vietnam kasabı olarak anılan robert kommer’in arabasının, odtü’yü ziyareti sırasında yakılmasının ardından gelişenler. olayla ilgili yedi öğrencinin tutuklanması üzerine, odtü öğrencileri bir kampanya örgütlüyor ve 3 bin öğrenci, kendilerinin de o eylemde bulunduğunu belirten dilekçeler imzalıyor. derken başka üniversitelerden de destek geliyor ve o yedi öğrenci iki ay sonra salınıyor. kommer’i davet eden rektör de istifa ediyor. yani eylem hem destek görüyor hem sonuç alıyor. [2]
bu memleketin genel hali. hareketin içindeki durum da bence o ahvalle uyumlu. öncelikle tartışmaların odağında devrim var. [3]
mahir çayan, özellikle yaşının genç olması da göz önünde bulundurulduğunda, şaşırtıcı derecede olgun, yazışmalarda hakaret neredeyse hiç yok.
dünyanın her yerinden devrimcilerin, daha doğrusu ulusal kurtuluş mücadelesi veren devrimcilerin okunup irdelendiği bir dönem; sadece che değil, marighella, ho şi minh, lin pao, tabii ki mao… yani tek referans sovyet devrimi değil!
türkiye’yi o zamanla kıyasladığımızda, önemli değişiklikler olduğunu görüyoruz. kürt hareketinin, solun tartışma konularından biri olmaktan çıkıp başlı başına bir hareket halini alması çok önemli bir değişiklik. nüfusun köylerden şehirlere taşınmış olması da önemli: köyden şehre göçün ivme kazandığı 1970’te toplam nüfusun yüzde 38,5’i şehirlerde, yüzde 61,5’i ise köylerde yaşıyor. buna karşılık 2025 yılı verilerine göre 86 milyonu geçen toplam nüfusun içinde il ve ilçe merkezlerinde ikamet edenlerin oranı yüzde 93,6, kırsalda yaşayanların oranı ise sadece yüzde 6,4. nüfusun önemli bir kısmı büyük şehirlerde; aynı yıl yani 2025’te istanbul’da 15,7 milyon, ankara’da 5,9 milyon ve izmir’de 4,5 milyon kişi yaşıyor. bunda sadece şehirleşme dinamikleri değil, köy boşaltma politikaları ve tabii tarımla ilgili politikalar da etkili. yani köylülüğü temel alan politik önermelerin o zamanki anlamı, isabetli olup olmadığı bir yana bugün bir karşılığı yok.
ya dünya? artık tek kutuplu, reel sosyalist sistem yok, sosyal devlet yok. bazı politik ayrımlar örneğin sovyet/çin/arnavutluk farklılıkları varsa da eski belirleyiciliği asla yok.
ama o yıllarda özellikle avrupa’nın komünist partilerinin temsil ettiği[4] bir politik çizgi varlığını sürdürüyor; söyleminde belki devrim ya da sosyalizm olsa da, mücadele hattında bunun herhangi bir önceliği bulunmayan, en güçlü oldukları ülkelerde sermayenin saldırganlığını sınırlayacak, sistem içinde teşhir ve eleştirinin ötesine geçmeyecek bir faaliyet amaçlayanlar; bugün de örnekleri var, aklınıza gelmiştir.
mahir çayan, uluslararası planda, bugün de varlığını sürdüren, o çizginin dışındaki hatta karşısındaki mücadele hattını benimsemiş, kendi toprağının gerçekliğiyle kavuşturmuş ve hayatının son aylarında, o hengame içinde yazmış![5] bu anlamda “çayanizm” ya da “çayancılık” ifadelerini kullanmak doğru olabilir. diğer yandan, kürtçeye ve arapçaya çevrildiğini internette gördüm ama başka coğrafyalara ilham kaynağı olduğuna dair bir bilgi yok.
mahir çayan fikriyatının ve thkp-c pratiğinin ölümü göze alma merkezinde anlaşılmaya çalışılması doğru değil. cesaret bir devrimci hareket için çok değerli, olmazsa olmaz bir haslet ama doğru çizginin garantisi değil.
ayrıca 12 mart dönemini izleyen yıllarda binlerce devrimci ölümü göze alarak mücadeleye katıldı ve yine binlercesi sivil faşistler tarafından katledildi. bunların çoğunun adları hatırlanmıyor ki dünyanın başka yerlerinde de iç savaşlarda çok az isim hatırlanır. bu insanların ezici çoğunluğu faşizme karşı direnirken, sivil faşistlerle dövüşürken, direniş içinde öldü.[6] thkp-c’nin eylemleri ise bir devrim pratiğinin ilk adımları olarak tasarlanmıştı. ikisi çok farklı stratejiler.
ulusal kurtuluş mücadeleleri çağı
çayan fikriyatının birkaç ayırt edici temeli var. bunların başında anti-emperyalizm, abd karşıtlığı geliyor -ki bu, dönemin ruhunu da yansıtıyor -ve ilham kaynaklarının çoğu ulusal kurtuluş mücadeleleri. daha önce de yazdığım bir şeyi tekrar etmek istiyorum. ulusal kurtuluş mücadeleleri geçen yüzyıla damgasını vurmuş olan çok önemli bir tarihsel dinamik. thkp-c, askeri eylemlerinde sermayeyi ve emperyalist kurumları hedef aldı. bu yanıyla almanya’daki kızıl ordu fraksiyonu ile benzerlik taşıyor. yani mesele silahlı mücadeleyi göze almak da değil, o mücadelenin hedefinde neyin, kimin olduğu.
ikinci önemli nokta suni denge. bu kavram etrafında farklı tartışmalar yürüyor. bunlardan ilki evrim ve devrim aşamalarına ilişkin. “klasik teori”de [7] evrim ve devrim dönemlerinin ayrı ayrı olduğu bir gerçeklik olabilir ama bu, thkp-c’nin ilham aldığı ulusal kurtuluş mücadeleleri, örneğin vietnam, çin, küba için geçerli midir? bu mücadelelerin, hem o dönemde ideolojik hegemonya sosyalizmde olduğundan hem de sosyalist sistemin desteğiyle sosyalizme evrildiğini biliyoruz ancak bu, iktidara yürüme süreçlerini aynı kavramlarla ve benzer bir gerçeklik olarak ele almayı gerektirmez. ancak suni dengenin bozulması, devletin baş edilmezliği fikrinin sarsılması bağlamında ele alındığında gerçekçi olduğu su götürmez. farklı tarihsel süreçler halkları farklı biçimlendiriyor ama tüm halklarıda devletlerin baş edilmezliği fikri yaygındır. ancak bunu kırmak için harekete geçmek yetmez, o hareketin başarılı olması da gerekir ki birkaç böyle eylemi de var thkp-c’nin. ne kastettiğimi yakın tarihten bir örnekle anlatmaya çalışayım: bir kürt genci, eruh baskınından, yaşadığı köyü askerlerin basması ve herkesi işkenceden geçirmesiyle haberdar olduğunu, ardından olayla ilgili bilgi aldığını ve bunu başaran insanları aradığını, bulduğunu, birçok gencin o dönemde benzer şekilde hareket ettiğini yazmıştı. eruh ve şemdinli suni dengeyi sarsalamış!
ama ne thkp-c’nin ne de thko’nun yeterince hazırlık yapacak zamanı olmamış, örneğin kızıl ordu fraksiyonu’nda olduğu gibi ilk kuşağın hemen ardından yeni bir eylemci kuşak gelmemiş. ertuğrul kürkçü, “… kitleler, İsrail Konsolosu’nu kaçırıp öldürdüğünde değil -bu THKP-C için bir kararlılık gösterisiydi- kendisinden üstün askeri güçler tarafından öldürüldüğünde Mahir Çayan’dan yana çıktılar,” [8]derken haklı bence. mahir sayın ise, 1974’ten sonra suni dengeyi kıracak bir silahlı propaganda olmamasına rağmen hareketin çığ gibi büyüdüğüne işaret ederken bir şeyi gözden kaçırmış, yine bence. 1974 sonrası, sendikal hareketleri bir yana bırakırsak, devletle değil sivil faşistlerle çarpışıldığını görüyoruz. bunun ayırdına varmadan, 12 eylül sonrası sessizliği nasıl açıklarız.
thko ve thkp-c’ye dönersek, eylemlilikleri sırasında sempati gördüklerine şüphe yok ama yalnız olduklarını düşündüren çok şey var. bu tür hareketlerin hem kendilerini hem de haklarını koruyan, bir biçimde kitlesel bir çeperi olması da gerekir, thkp-c -ve thko- için bundan söz etmek mümkün görünmüyor.
yolumuz çayanların yoludur?
en başta söylediğim, üstüne düşünmemiz gereken soru şu bence: politik hareketlerde “devamlılık” nasıl sağlanır? hanedanlıkların babadan oğula geçmesi gibi, abiden kardeşe mi geçer? herhangi bir yapının şefi olan bir abinin bir zamanlar değerli bir devrimcinin yakınında bulunmuş olması bir devamlılık pratiği midir? bu bir yana kongre, konferans gibi demokratik yapıların örgütlendiği süreçlerde dahi bu bağ mutlak mıdır? örneğin sevda karaca ve mehmet türkmen’in son derece saygıdeğer pratikleriyle thko’nun teori ve pratiği arasında bir bağ görmek mümkün müdür?
bugün türkiye’de, içsel bir olgu olarak emperyalizmle mücadeleyi önüne koyan, sermayeyi hedef alan ve çayan’ın mücadele yöntemlerini benimseyen birileri var mıdır? varsa bile bilemeyiz ve bilmememiz gerekir. eğer varsa onların bu tartışmalardan uzak duracak basireti göstermeleri, uzun bir hazırlık sürecini götürecek sabır kuşanmış olmaları gerekir gibi geliyor bana. tarihi, olup bitenlerin belli bir bakış açısıyla aktarılması olarak tanımlayabilirsek, ona sahip çıkmanın yanı sıra, onu anlamak, eleştirmek, ondan ders almak da gerekir, değil mi?
* başlık, attila ilhan’ın “o sözler ki” şiirinden bir dize
[1] Bu konuda zafer aydın’ın işçilerin haziranı kitabını öneririm.
[2] yıldönümü 6 ocak, belki seneye hatırlayan çıkar.
[3] açıkçası, insan özenmiyor değil.
[4] bununla sadece avrokomünist adı verilen çizgiyi kastetmiyorum.
[5] bazı kitlesel toplantılarda deniz gezmiş ile behice boran’ın fotoğraflarının yan yana asıldığını görmüşsünüzdür. mahir çayan bu şerefe nail olmadıysa, sebebi hiçbir el koymaya imkân vermeyecek şekilde yazmış olmasıdır.
[6] az da olsa çayan’ın çizgisine uygun eylemler de gerçekleşti.
[7] terim benim değil, mahir sayın kullanmış. mahir çayan kitabı, sayfa 386. Dipnot yayınları, ankara
