Hakan Tosun'un şiirlerinde hakikatin izi
"Oysa acıyı meşru kılmakmış sadece yazmak" (Hakan Tosun)
Hakan Tosun’un aramızdan ayrılışının ardından yayımlanan “Ölüm biraz da sana benzer” adlı şiir kitabı, yalnızca bir şairin değil, bir ömrü direnişle, belgeselci titizliğiyle ve insan onurunu savunarak örmüş bir hakikat arayıcısının iç döküşü niteliğinde. Genç yaşta hunharca katledilen bir sanatçının ardından kalem oynatırken, 'yapmıştı', 'etmişti' gibi -miş’li geçmiş zaman cümleleri kurarken duyulan o kaçınılmaz mahcubiyet, Tosun’un yaşamını doğanın, emeğin ve insanın savunuculuğuna adamış olmasıyla daha da derinleşiyor.[1]
Tosun, yaşamı boyunca ülkenin kanayan yaralarına, çevre katliamlarına ve hak ihlallerine objektifini çevirmiş, iktidar odaklarına uzak, muhalif bir belgeselci tavrıyla üretmiştir. Abbas Karakaya’nın ifadesiyle: “Popülizmin ve reklamın insanların başını döndürdüğü bir çağda o bozulmadan, dürüst, çalışkan, özgeci, mütevazı çizgisinden sapmadı. Çok kısıtlı bütçesiyle, çığlık atan ağaçların da insanların da yanında oldu. Kendi ifadesiyle ülkenin ‘’yangınlarına’’ koştu, belki söndüremedi ama karınca gibi tarafını belli etti. Tarafı adalet ve vicdandı. Toprağın, suyun, ağaçların ve insanların acılarıydı.”[2]
Ardında bıraktığı 11 uzun belgesel ve 500’ü aşkın kısa video, yalnızca görsel bir arşiv değil; bir vicdanın kronolojisidir. 6 Şubat depremi sonrası yardım için geldiği Antakya’da yollarımız kesişmiş; aynı toplumsal acıları farklı mecralarda dillendirmiştik. Bugün o günlere baktığımda, onun şiirinin de bu mücadeleci kimliğin sessiz, lirik ve damıtılmış bir gölgesi olduğunu görüyorum. Ben........
