Geçip gitmeden fark etmek
Hayat, çoğu zaman büyük olayların peşinden koşarken gözden kaçırdığımız küçük ayrıntılarda saklıdır. Bir sabah pencereden içeri süzülen güneş, sokakta karşılaştığımız tanıdık bir yüz, yıllardır kullandığımız bir eşyanın hatırlattıkları ya da hiç beklemediğimiz anda gelen samimi bir telefon…
Bunların hiçbirinin maddi değeri büyük değildir. Ama insanın hayatındaki ağırlıkları bazen paha biçilemez.
Yaşamın inceliği de belki tam burada başlar.
İnsan gençken hayatı uzun bir yol gibi görüyor. Acele ediyor, yetişmeye çalışıyor, sürekli bir sonraki durağı düşünüyor. Okul bitsin, iş olsun, ev alınsın, çocuklar büyüsün, borçlar kapansın, emeklilik gelsin…
Hep bir sonraki zamanı bekliyoruz.
Sonra yıllar geçiyor ve fark ediyoruz ki beklediğimiz o "hayat", aslında bütün bu koşuşturmanın arasında çoktan yaşanmış.
Çocukların küçüklüğü geçmiş, anne babanın saçları ağarmış, eski dostlarla görüşmeler seyrekleşmiş, mahalledeki tanıdık yüzlerden bazıları eksilmiş…
İnsan o zaman anlıyor: Hayat bize büyük bir törenle gelmiyor.
BİR BARDAK ÇAYIN KIYMETİ
Mutluluk konusunda beklentilerimizi gereğinden fazla büyüttük.
Daha büyük evler, daha iyi arabalar, daha yüksek gelirler, daha uzak tatiller…
Elbette insan daha iyi şartlarda yaşamak ister. Bunun........
