ETKİLİ İLETİŞİM DİLİ
Çocukluk, yoğun duyguların en saf ve en filtresiz yaşandığı dönemdir. Bir gün içinde bir çocuk; sınırsız bir coşku, derin bir hayal kırıklığı, ani bir öfke patlaması ya da sessiz bir kırgınlık yaşayabilir. Yetişkin dünyasına küçük görünen pek çok olay, çocuk için kimliğini ve değer algısını şekillendiren büyük deneyimlere dönüşebilir. Bir gösteride rol alamadığını öğrendiğinde yaşadığı hayal kırıklığı, arkadaşları tarafından oyuna alınmadığında hissettiği dışlanmışlık ya da öğretmeninin sert bir bakışıyla içine kapanması… Tüm bu anlar, çocuğun zihninde ve kalbinde iz bırakır. Bu izlerin nasıl şekilleneceği ise çoğu zaman ebeveynin verdiği tepkiye bağlıdır. İşte bu noktada aktif dinleme, yalnızca bir iletişim tekniği değil; bir ilişki kurma biçimidir. Aktif dinleme, çocuğun sözünü kesmeden beklemekten ibaret değildir. Onaylamak, “Tamam, boş ver” demek ya da hemen çözüm üretmek de değildir. Bu; çocuğun duygusal dünyasına bilinçli bir şekilde girme çabasıdır. Onun anlattıklarını yalnızca duymak değil, anlamaya çalışmak; kelimelerin arkasındaki duyguyu fark edebilmektir. Bir çocuk konuşurken göz teması kurmak, bedenini ona çevirmek, telefon ya da televizyon gibi dikkat dağıtıcı unsurları ortadan kaldırmak, “Şu anda sen benim için önemlisin” mesajını verir. Bu mesaj, çocuğun öz değer algısının temel taşlarından biridir. Çocuklar çoğu zaman duygularını doğrudan ifade etmezler. Özellikle kırıldıklarında, utandıklarında ya da reddedildiklerinde hislerini örtük biçimde aktarırlar. “Zaten o oyun sıkıcıydı” cümlesi, aslında “Beni oyuna almadılar” demenin savunma halidir. “Onu sevmiyorum” ifadesi, bazen “Onun beni sevmediğini düşünüyorum” anlamına gelir. Aktif dinleme, tam da bu dolaylı ifadelerin arkasındaki duyguyu yakalayabilme becerisidir. Bir ebeveyn çocuğun kelimelerinin ötesini duyduğunda, çocuk şunu öğrenir: Duygularım görülüyor. Sadece........
