Kentsel dönüşümde yıkım anlayışı değişiyor
Kentsel dönüşüm konuşurken çoğu zaman yeni yapılacak binaya odaklanıyoruz. Kaç metrekare olacak, kaç kat yapılacak, müteahhit ne verecek, malik ne alacak? Oysa dönüşümün ilk fiziksel adımı öncelikle mevcut yapıyı doğru ve güvenli biçimde ortadan kaldırmaktır. 12 Ağustos 2026 tarihli ve 33338 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Binaların Yıkılması Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, yıkım süreçleri açısından önemli bir değişimin habercisi. Burada özellikle altını çizmek gereken bir ayrıntı var: Düzenleme 12 Ağustos 2026 tarihinde yayımlandı; ancak değişikliklerin esas bölümünün yürürlük tarihi 12 Ağustos 2027. Yönetmeliğin 14. maddesi bazı istisnai hükümleri yayım tarihinde yürürlüğe sokarken, diğer hükümlerin yayımı tarihinden bir yıl sonra yürürlüğe girmesini öngörüyor. Başka bir ifadeyle sektör açısından önümüzde yaklaşık bir yıllık önemli bir hazırlık ve uyum dönemi bulunuyor. Bir binayı yıkmak, yanındaki binayı hatta bulunduğu tüm sokağı da ilgilendirir. Özellikle eski kent dokularında bunun ne kadar önemli olduğunu sahada çok net görüyoruz. Bitişik nizamda bulunan iki yapı düşünelim. Bunlardan biri dönüşüme giriyor ve yıkılıyor. Yapılan işlem yalnızca o parseldeki maliki ilgilendirmiyor; yanındaki binanın taşıyıcı sistemini, temelini, zemini, altyapıyı, hatta sokaktan geçen insanları dahi etkileyebiliyor. Mevcut yönetmelik de yıkım nedeniyle komşu yapılarda, zeminde veya altyapıda hasar ihtimali bulunması halinde mevcut durumun tespitini içeren teknik rapor hazırlanmasını öngörüyor. Bitişik yapılarda ise gerekli önlemler alınmadan komşu binanın temel kotunun altına inilmesine izin verilmiyor. Bu nedenle yeni dönemin temel yaklaşımını aslında tek cümleyle özetlemek........
