Çocuk, koro ve bayram
Hem coşkunun hem de hüznün aylarındayız. Ekim, Cumhuriyetimizin; kasım da Atamızı anmanın ayı… Bu iki tarihin art arda gelmesi de tarihin, belki de hayatın oyunu gibi…
Okuldayken müzik öğretmeni arkadaşımın koroyu çalıştırmasını zevkle izlerdim. Tören komitesinde olmanın zorunluluğuyla değil, ilkokuldan lise sona kadar koro öğrencisi olmuş olmanın keyfiyle dinlerdim marş ve şarkıları… Bazılarını zaten bilirdim, bazılarını da ileri yaşta dinleye dinleye öğrenmiştim.
Kızımın sesi güzeldi bana göre ama üç senedir öğretmenleri bunu fark etmedi. Ben de okulu arayıp, çocuğumun sesi güzel, onu bir kere dinleyin isterseniz, diyecek türden bir veli olmadığım için sessizce ama büyük bir umutla bekledim. Nihayet, bu sene bir gün eve geldi ve “Müzik öğretmenim beni koroya seçti” dedi.
İster inanın ister inanmayın, o anda yedi yaşına basmış Tülay’ın sevinci uyandı içimde! Ben de koroya seçilince çok sevinmiştim ve milli bayramların coşkusunu, provalar sayesinde herkesten önce yaşayanlardan biri olacaktım. O zamanlar bir koro öğrencileri bir de okul bandosunda görevli olanlar, bu coşkuyu günler öncesinden yaşayanlardı çünkü…
Bir örnek giyinerek, boy sırasına dizilerek, öğretmenimizin komutlarına uyarak ama........
