İmkânsız Denklemin Bedeli: ‘Hâlim de Perişân’
İŞARETLERİN İZİNDE - EMİRDAĞ’DAN KELİME KELİME BİR YOLCULUK (09)
“Fakat hem mesele çok geniş, vaktim de dar, hâlim de perişân olmasından anlamasında zahmet çekeceksiniz, zekâvetinize güveniyorum.”
Emirdağ Lâhikası-I Sayfa: 56 - 58[1]
Yolculuğumuzun önceki iki durağında, Muazzez Üstadımızın kurduğu o imkânsız denklemin iki yakasını tefekkür etmiştik. Önce, “mesele çok geniş” diyerek, önümüzdeki hudutsuz, karmaşık ve fırtınalı deryayı, yani âhir zaman fitnesinin ve modern dünyanın “bilişsel yükünü” hayretle seyrettik. Ardından, “vaktim de dar” itirâfıyla, o hudutsuz deryayı içine sığdırmaya mecbur olduğumuz o küçücük kabı, yani fâniliğimizi ve sayılı nefeslerimizi fark ettik.
Şimdi, o denklemin tam ortasına, o iki devâsa ağırlığın arasında sıkışan insanın kendisine geliyoruz. Cümlenin en dokunaklı, en insanî ve en samimi itirâfı: “Hâlim de perişân.”
Bu, bir şikâyet değil, bir durum tespitidir. Bir zayıflık ilânı değil, hakikatin en saf haliyle, tevâzu içinde kabulüdür. Bu üç kelime; sonsuz bir mesele ile sonlu bir vaktin arasında kalan ve o dağlar vâri yükü omuzlayan ruhun, o “perişân” hâlini, yani “dağılmışlığını”, “beşerî tâkatinin sınırını” ve o yükün altındaki “şerefli yorgunluğunu” ifâde eder.
A. “HÂLİM DE PERİŞÂN”: BİR HÂL BEYÂNI, BİR ŞEFKAT İLÂNI
“Perişân” kelimesi, burada basit bir “üzgün” olmanın çok ötesindedir. Aslı Farsça olan bu kelime, “dağılmış”, “toparlanmaya gücü olmayan”, “çâresiz” ve “darmadağınık” anlamlarını taşır. Üstadımızın bu kelimeyi seçmesi tesadüfî değildir ve bu seçimin ardında, katman katman açılması gereken derin manalar yatar:
İşte “hâlim de perişân” dediğinde, o kelimenin arkasında bütün bu acıları, o zehrin verdiği ızdırabı, o yalnızlığın verdiği hüznü ve o tazyikin verdiği yorgunluğu duymamak mümkün değildir.
Bu satırlar, Emirdağ’da sürgün, tarassut ve sık sık mahkemelerle geçen bir devrenin ortasında yazılmıştır; dolayısıyla “hâlim de perişân”, sadece ruha değil, bedene ve hayata çöken bu........
