Âyet Kavramının Farklı Bir Yönü
Âyet kelimesi hem Kur’an ayetleri için hem de kâinat kitabını meydana getiren varlıklar için kullanılmıştır. Halkımız birinci manayı genelde bilmekle beraber, geniş Müslüman kitlelerin ikinci manayı pek de bilmediklerini söyleyebiliriz.
Kur’an-ı Kerim, âlemde gördüğümüz varlıklardan ve âlemde meydana gelen olaylardan “âyet” olarak bahseder. “Âyet” kelimesi “alâmet, emâre, ibret, mucize” gibi anlamlara gelir.[1] Mesela “bayrak, devletin bir alâmet ve ayetidir.”[2] Salt bir bez parçası olmanın ötesinde devletin bir sembolü olduğu gibi, her bir varlık da Allah’ın varlık ve birliğinin, kemâl sıfatlarının bir sembolüdür.
Şu ayetler, Allah’ın tekvinî ayetlerinden bir kısmını bize bildirir:
“Muhakkak ki, göklerde ve yerde mü’minler için ayetler vardır.
Sizi yaratmasında ve üretip yaydığı hayvanlarda yakîn sahipleri için ayetler vardır.
Gece ve gündüzün değişmesinde, Allah’ın gökten rızık sebebi olarak yağmuru indirip, bununla yeryüzünü ölümünden sonra diriltmesinde ve rüzgârları çevirmesinde de akıl sahipleri için âyetler vardır.
İşte bunlar Allah’ın ayetleridir. Onları hak olarak sana okuyoruz.
Artık Allah’a ve ayetlerine inanmadıktan sonra hangi söze inanacaklar?”[3]
Bu ilâhî ayetler bütün insanlığa hitap ettiği gibi, “tabiat olayı” olarak gördüğümüz “tekvinî ayetler” de bütün insanlığa hitap etmektedir. Fakat bu ayetlerden istifade edenler; “mü’minler, yakîn sahipleri ve akıl sahipleridir.” İnkârcılar veya şüpheler içinde kıvrananlar bu ilahi âyetlerden istifade edemezler, o âyetlerin ne anlama geldiğini bilemezler, nakıştan manaya geçemezler. Okuma bilmeyen birisinin, kitaba bakıp seyredip geçmesi gibi, kâinat kitabını seyredip geçerler.
Şu ayet, böylelerinin durumunu dile getirmektedir:
“Göklerde ve yerde nice ayetler vardır ki, (inkârcı) insanlar onlara uğrar, yüz çevirip giderler.”[4]
Kâinata Allah’ın bir eseri olarak bakmayanların, bu ayetlerin dilinden anlaması elbette mümkün değildir. Mü’minler ise, gaybdan gelen Kur’ân’a kulak vererek, bu gaybî manaları........
