menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Mekanizmayı çözmek, sanatçıyı yok saymak mıdır?

32 0
17.02.2026

Bir arkeolog, yaptığı kazılarda yontulmuş taştan yapılmış bir balta bulduğunda, taşın üzerindeki simetriyi, darbe izlerini, keskin kenarların bilinçli şekilde oluşturulmuş olduğunu düşünür. O baltanın nasıl yapıldığını teknik olarak inceleyebilir: Hangi taş kullanılmıştır? Hangi açıyla vurulmuştur? Hangi teknikle yontulmuştur? Fakat hiçbir arkeolog, “Rüzgar ve su bunu milyonlarca yılda tesadüfen bu şekle getirmiştir” demez. Çünkü sanatlı bir şekil, bir tercihi; tercih ise bilinçli bir faili gösterir. Arkeoloğun analizi "nasıl" sorusuna cevap verirken, "kim" sorusunu da asla rafa kaldırmaz.

İlginçtir ki aynı mantığı gündelik hayatta, bir kalemden bir iğneye kadar her şeyde rahatlıkla kullanırken; konu evrene geldiğinde tereddüt yaşayabiliyoruz. Oysa soru basittir: Mekanizmayı çözmek, sanatçıyı ortadan kaldırır mı?

Nasılı Bilmek, Kimi Ortadan Kaldırır mı?

Hayatında hiç otomobil görmemiş birini düşünelim. Bir gün bir arabanın kaputunu açıyor ve motorun çalışma prensibini öğreniyor: Pistonların hareketi, yakıtın enerjiye dönüşü ve gücün tekerleklere iletilmesi... Artık arabanın “nasıl” çalıştığını biliyor.

Şimdi bu kişi iki farklı sonuca varabilir:

Birincisi: “Demek ki her şey fizik ve kimya kurallarıyla oluyormuş; o hâlde bunu tasarlayan bir mühendise gerek yok.”

İkincisi: “Bu kadar uyumlu parçalar ve bu kadar iyi bir sistem ciddi bir mühendislik zekâsının ürünüdür.”

Hangisi daha makuldür?

Aslında motorun nasıl çalıştığını öğrenmek mühendisi yok saymayı değil, aksine onun zekâsına olan hayranlığı artırmayı gerektirir.

Aynı şekilde yağmurun nasıl yağdığını bilmek de onun kendi kendine olduğu anlamına gelmez. Buharlaşma, yoğunlaşma ve yerçekimi gibi süreçler “nasıl” sorusunu cevaplar. Fakat bu özellikleri maddeye kim vermiştir? Bu devasa döngüyü kim kurmuştur?

Kanunlar bir şeyi açıklar ama onu var etmez. Yerçekimi kanunu bir topun nasıl düştüğünü açıklar; ama ne topu ne de yerçekimini icat eder. Kanunlar varlık değildir; tariflerdir. Bir devletin anayasası devleti yönetmez; yöneten iradedir. Kanun, iradesiz iş göremez.

Bilim “nasıl” sorusuna cevap verirken; “kim” ve “niçin” soruları başka bir düzleme aittir. Bir romanın matbaasını ve mürekkebini bilmek yazarının olmadığı anlamına gelmez. Bir tablodaki boyanın kimyasal özelliklerini çözmek ressamı ortadan kaldırmaz.

Önümüze bırakılan güzel bir yemeği anlamaya çalıştığımızda, bilim bize önemli bilgiler verir: Örneğin; gıda mühendisi, malzemenin besin değerlerini ve protein yapılarını analiz eder; kimyager, baharatların moleküler etkileşimini ve asit-baz dengesini çözer; fizikçi ise ısının transfer hızını ve termodinamik süreçleri açıklar. Ancak tüm bu teknik veriler sadece "nasıl" sorusunun cevabıdır. Isı, protein ve kimyasal reaksiyonlar yemeğin oluşum sürecini tarif eder ama o yemeğin niçin yapıldığını söyleyemez. Yemek; bir misafiri ağırlamak için mi, bir kutlama için mi yapıldı? Bu "amaç" bilgisi, tencerenin içindeki atomlarda değil, ancak o yemeği tasarlayan ve yapan ustanın iradesinde gizlidir. Bilim yemeğin tarifini yazar, hikmet ise aşçıyı tanımamızı........

© Risale Haber