menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Allah’a misafir olmak

23 0
23.01.2026

(BİR UMRENİN ARDINDAN)

Misafirperverliği dillere destan Anadolu’da "Misafir ev sahibinin kuzusudur." diye bir söz var. Misafir ev sahibi nezdinde kuzu gibi çok nazlıdır, özel ilgiye mazhardır, ona en güzel ikramlar yapılır, misafire kuzuya olduğu gibi itinayla bakılır, hizmeti görülür ve hürmet edilir. Misafir de misafirlik adabı ile ev sahibinin kuzusu gibidir; ağırlandığı yerde edeple davranır, bulunduğu yerin âdâbına titizlikle riâyet eder. Gerçi bu söz bazen diğer türlü de söyleniyor olsa da durum ne misafir ne de ev sahibi bakımından değişmez. Misafire misafirliğin edebiyle, ev sahibine de sahib’ul mekân olmanın şerefiyle mukabele etmek yaraşır.

Konuk severlikte Türklerden aşağı kalmayan Arapların da misafirleri için kullandıkları meşhur "Ehlen ve Sehlen" sözüne değinelim. Ev sahibi ağırlayacağı misafire “hoş geldiniz” anlamında söylediği “Ehlen” yâni siz artık bu evin ehlisiniz (veya gibisiniz), bizdensiniz, siz burada kaldıkça burası sizindir. “Sehlen” ise kolaylık(la)tır. Bu sözle misafire, bizden isteğiniz her ne olursa olsun onun için zorluk yoktur, kolaylıkla emrinize âmâde edilir, denmek istenir.

Hele bu toprakların binlerce yıllık sakinleri olan Kürtlerin de misafir ağırlaması, onu karşılamadan itibaren harikadır. Kapı açılan misafire “Bi hayr hâti” yâni hayır ve bereketle geldiniz, denilir. Bu halkların ev sahipliği ve misafir ağırlama hususunda modern zamanlara örnek olmaya sezâ, nesilden nesile tevarüs eden takdire şâyân nice âdetleri, bu meyanda pek çok hatıra ve hikâyeleri vardır. Zaten asırlarca beraber yaşamış, etle tırnak gibi birbirinden ayrılmaz bu toplumların medeniyetini oluşturan kültür ve gelenekleri din yoluyla birbirlerinden pek çok güzel âdeti almış ve birbirini etkilemiştir.

Gitmeyi çok arzuladığımı bilen, hac ve umre turizmi firmasının sahibi ve seyahat acentesi olan yakın bir dostumun ricası üzerine, 18 Aralık-07 Ocak tarihleri arasında umreye gönderilecek 43 kişilik bir kafileye rehberlik yapmak üzere yola çıktık. Doğrusu, mübarek ve mukaddes toprakları ziyadesiyle özlemiştim. Gidenler bilir; orayla bir gidilince güçlü bir gönül bağı kurulur. Bu yolculuk benim için de hasret gidermeye güzel bir fırsat olmuştu.

17.12.2025 tarihinde bu sütunda yayınlanan "Dörtbin Sene Önceki Davete İcabet" başlıklı yazımızda bu ziyarete değinmiştik. O yazıda Cenâb-ı Allah'ın Hazreti İbrahim'e Kâbe’yi inşa etmesini, insanları buraya ziyaret etmelerini duyurmasını ve tavaf edecekler için de temiz tutmasını emrettiğine temas etmiştik. Kullarını beytine (evine), yani Kâ'be'ye çağıran Yüce Allah, âyette “evim” diye beyan ettiği mekânın ev sahibidir.

Rivayet edilir ki, bir öğün yemeğini bile misafirsiz yemeyen “Halil” yâni Allah’ın çok yakın dostu lakaplı Hazreti İbrahim’in (as) cömertliği ve misafirperverliği belki de, Cenâb-ı Allah’ın “Evimi temiz tut ve oraya gelen misafirlere hizmet et.” emrine riayetin bereketi neticesidir. Bazı kaynaklarda Urfa’da doğduğu veya orada bir süre yaşadığı hususunda bilgiler bulunan Halil İbrahim Peygamberin (as) bu özelliği Urfa’da bugün capcanlı bir şekilde hala yaşatılmaktadır. Bizim coğrafyamızda yaşayan bütün Müslüman topluluklar nezdinde “Allah misafiri” daima baş tacı edilir. Halkımız elbette misafirperverdir, fakat bu özellik Urfa’da daha bir başkadır.

Diğer yandan misafir olmanın da bir edebi vardır; misafir de ağırlandığı yerde bir kusur, noksan veya olumsuzluk karşısında tecahül-ü ârif olması icap eder. Misafir bir eksik veya hata görse bilmiyor ve görmüyor gibi davranmalı, ev sahibinin hatırına, gördüğünü sır gibi saklamalıdır. Buraya bir virgül koyup esas anlatmak istediğimiz ev sahipliği ile misafirlik mevzuuna bir geçiş yapalım.

Biz, umre münasebetiyle muazzez ve mübarek beldelerde şahit olduğumuz eksik ve yanlışları -haşa- âleme fâş etmekten Allah'a sığınırız. Yazdıklarımız hürmet edilmesi istenen mekândaki ibadetlerin sahih ve daha düzenli yapılması, işleyişin daha düzgün ve sıhhatli yürümesi, hizmetlerin daha verimli olması içindir. Yazılanlar da öyle sayılsın.

Zor İbadetler Gençlik Döneminde Yapılır

Yeryüzünde ilk inşa edilen ve nurdan bir sütun ile Arş’a bağlı olan Ka’be’nin, içinde bulunduğu Mescid-i Haram hakkında Rasûlullah Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurmuşlardır: “Benim mescidimde kılınan bir namaz, onun dışındaki camilerde kılınan 1000 namazdan daha faziletlidir. Ancak Mescid-i Haram hâriç. Mescid-i Haram’da kılınan bir namaz ise onun dışındaki 100 bin namazdan daha faziletlidir.” (İbn-i Mâce, İkâme, 195; Ahmed, III, 343, 397)

Allah katında böylesine yüksek değeri bulunan haram beldelere getirilen insanların çoğunluğu nereye ve niçin geldiğinin şuurunda değil. Kimisi namazını şuursuzca eda eder gibi umreye gidiyor. İşini ciddiyetle, vaktini ve imkânlarını disipline ederek kafilesine belli bir plan ve programa göre ibadet yaptıranları takdirle tenzih ediyorum. Diyanetin de hac ve umre hizmetleri iyi ve tecrübeli rehberler olduğunda daha planlı ve disiplinlidir. Her mekanı, tarihini ve orada yaşanan olayları isimleriyle kafilesine anlatma heyecanını yaşayarak yaşatan ve tanımaktan çok memnun olduğum Üzeyir Kaya gibi örnek rehberler de var. Ancak, kanaatimce bazı özel hac-umre seyahat firmalarındaki lâkaytlığın en önemli sebebi, pek çok firma getirdikleri kişileri ibâdet konusunda eğitip bilgilendirmiyor; Umreciler nerede, nasıl davranacaklarını, hangi yerde nasıl ibadet edeceklerini bilmiyor. Geldikleri yerden 20-25 derecelik ısı farkı olan yerin iklim ve mevsim şartlarına hemen uyum sağlayamadığı için sağlıklarını nasıl koruyacakları konusunda bilgi eksikliği içindeler. Gelenlerin büyük kısmı ya geldikleri ilk günlerde, ya da gitmeye yakın zamanda şifayı kapıyor, günlerce hasta oluyorlar. Bu insanlar gönderilmeden yapacakları ibadet hakkında ve gidecekleri mekânın özelliklerine ilişkin en az bir kaç seans eğitildikten sonra gelmeliler ki hem sağlık bakımından hem de ibadet yönünden noksan veya yanlış olmasın.

Bazı firmalar 15-20 umreci bulup getireni bilâ bedel umreye götürüyor. Firmaların bir kısmı sınırlı bir sürede tamamlanması gereken ibadet dönemini ciddî bir planlama yapmadan, başlarında kendilerine iyi bir rehberlik yapamayan, ilgisiz, tecrübesiz ve liyâkatsiz kişilerle yaptırıyor! Rehber sıfatıyla gönderilen pek çok kişinin dinî konularda kifayetsiz kaldığını, kafilesine gereğince sahip olamadığını, çoğu zaman başıboş bıraktığını, camilerde namaz vakitlerinde bile imamlık yapmadığına üzülerek şahit olduk. Bu durum belki de firmalar arasındaki rekabetten kaynaklanıyor. Her hususta olduğu gibi hac ve umre piyasasında da fiyat ucuzladıkça hizmet kalitesinin düşmesi gayet tabiidir. İyi bir hac veya umre yapmak isteyenlere tavsiyemiz, emsallerinden daha pahalı olsa da ciddiyetle hizmet veren ve çok iyi rehberlik vazifesi yaptıracak firmaları tercih etsinler. Meşhur sözde denildiği gibi, “Önce refik sonra tarik”; yâni önce yol arkadaşı ve iyi bir rehber bulup daha sonra........

© Risale Haber