menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Gaybî El

19 0
07.07.2026

Epey oluyor, sosyal medyada dinsizlik kokan paylaşımlar yapıp etrafa meydan okuyan, Rüzgâr takma adıyla dolaşan bir arkadaşa denk gelmiştim. Biz de "Kardeşim, senin bu paylaşımlarının bir esası yok, hem cevabı da var" diye mukabele etmiştik. Neticede telefonumuzu verip konuşabileceğimizi ifade edince, bir gün aramıştı. Hoş beşten ve devlette çalıştığı için takma ad kullandığını ifade ettikten sonra, mu'cize meselesini sordu ilk önce. Peygamber zamanında mu'cizelere bakıp iman edildiğini, fakat bizlerin bir mu'cize dahi görmediğimizi, hâliyle nasıl iman edeceğimizi; yani bir bakıma iman konusunda mazur olduğumuzu anlatmıştı.

Bu arkadaşın, hem siyeri bilmediğini hem de sahabe dönemi insanlarının sanki hep mu'cize ile iman ettiğini zannettiğini hemen anladım. Hâlbuki sahabenin ekserisi bir mu'cize ile değil, hakikatşinaslık adına iman etmişlerdi. Tam aksi olanlar ise; mu'cize gördükleri hâlde, mucizelere değişik tevillerle yaklaşarak çeşitli bahanelerle iman etmeyeceklerdi. Ayrıca mu'cize, iman etmek için değil, akla kapı açmak içindi.

Arkadaşa mu'cize kelimesinin anlamını sordum. Maalesef bilemedi. Bu sefer, sorular sorarak mu'cize kelimesinin ne anlama geldiğini anlatmaya çalıştım. Devamında da "Bana etrafından, kâinattan mu'cize olmayan bir şey söyle." dedim telefonda. Uzun süre suskunluk oldu. Mu'cize olmayan bir şey söyleyemedi. Çünkü her şey mu'cizeydi. Biz, odundan belki masa, kasa yapıyorduk ama Cenab-ı Allah, çamurdan odun çıkarıyordu. "Demiri, toprağı, suyu, kömürü, bakırı, gümüşü, altını gaybî avucunu alıyor, bir et parçasına çeviriyordu." Yine cansız elementlerden ve basit bir nutfe suyundan milyonlarca tür canlıyı yaratıyordu. Bunları özetlediğim arkadaş, şaşırmıştı. Ama itirazlarını........

© Risale Haber