Katre-Reşha-Zühre Bahsinin Şerhi-9
ESMAÜ’L-HÜSNA VE İNSANIN KEMAL YOLCULUĞU
Zühre-i Nefsin Hakikat Yolculuğu
Bediüzzaman Zühre’nin yolculuğunu şöyle anlatır: “Ey Zühre-misal! Sen gidiyorsun. Fakat çiçek olarak git. İşte gittin. Terakki ede ede, tâ bir mertebe-i külliyeye geldin. Güya bütün çiçeklerin hükmüne geçtin. Halbuki, Zühre kesif bir âyinedir. Onda, ziyadaki yedi renk inhilâl ve inkisar eder. Şemsin aksini gizler. Sen sevdiğin güneşin yüzünü görmekte muvaffak olamazsın. Çünkü, kayıtlı olan renkler, hususiyetler dağıtıyor, perde çekiyor, gösteremiyor. Sen şu halde suretlerin, berzahların ortaya girmesiyle neş'et eden firaktan kurtulamazsın. Lâkin bir şartla kurtulabilirsin ki, sen kendi nefsinin muhabbetine dalmış olan başını kaldırasın ve nefsin mehâsiniyle telezzüz ve iftihar eden nazarını çekesin, gökyüzündeki güneşin yüzüne atasın. Hem, baş aşağı, celb-i rızık için toprağa bakan yüzünü, yukarıdaki şemse çeviresin. Çünkü sen onun âyinesisin. Vazifen âyinedarlıktır. Bilsen, bilmesen, hazine-i rahmet kapısı olan toprak tarafından senin rızkın gelecektir.”
[Zühre’nin bütün çiçeklerin hükmüne geçmesi, bütün çiçeklerde ortak yön olan “çiçeklik hakikati” ni kendi üzerinde sergilemesi, çiçek cinslerine has ayırıcı hususiyetlerden sıyrılarak “Çiçek ne demek?” kendi çiçekliği üzerinde göstermesi demektir. Yani insan nefsi, dışa dönük karakterlerde hırslı ve savurgan, içe dönük karakterlerde cimri ve biriktirici olarak farklı boyutlarda görünse de nefs-i insaniye temelinde “madde-perest” ve “güce tapıcı” dır. Yüzü daima dünyaya dönüktür. Dünya hayatına, bir çiçek gibi, kökünden bağlıdır. Daima rızık endişesi içindedir. Nefs-i insaniye yaratılış sırrı olarak Şems-i Ezelî’nin ışıkları olan Esmaü’l-Hüsna’sının farklı renklerde tecellilerini göstermek için yaratılmış sevimli ve güzel bir mahluk iken, “derd-i maişet” ile sarhoş olur, hayattan gayeyi rızık peşinde koşmak olarak algılar. Bu noktada Bediüzzaman âyetlere dayanarak şu tespiti yapar: “Hem, baş aşağı, celb-i rızık için toprağa bakan yüzünü, yukarıdaki şemse çeviresin. Çünkü sen onun âyinesisin. Vazifen âyinedarlıktır. Bilsen, bilmesen, hazine-i rahmet kapısı olan toprak tarafından senin rızkın gelecektir.” Yaşatacak kadar rızka, Rezzak-ı Zü’l-Celal kefildir.[1] Hırslı ve lezzetperest nefs-i insanın rızık endişesi bir aldatmacadır. Çünkü yaşatacak kadar rızık, nefis peşinde koşsa da koşmasa da ona erişecektir. Bitki ve ağaçlarda bir kanun olduğu üzere, onlar hayvanlar gibi rızık peşinde koşmazlar, bilakis rızık kaynağı olan ısı ve ışık, su, gübre ve mineral onun ayağına gelir. Bediüzzaman nefse hitaben “Sen hayvan değilsin ki rızık peşinde koşasın; sen rızkı ayağına gelen bir çiçeksin” diyor. Zaruri rızıkta hakikat budur.[2] Mecazi rızıkta insan nefsi, çiçeklikten çıkar hırslı ve açgözlü bir maymun, tilki ve domuz moduna girer. Mecazi rızık olan ve keyif verici boyutta bulunan rızık kısmına Allah kefil değildir. Mecazi rızkın verdiği lezzet, keyif ve hazza müptela olan nefs-i emmare akıl ve kalbi kendi yörüngesine çeker ve onları da rızkı düşünür ve........
