menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İblis ve Şeytan Arasındaki Fark

6 0
30.01.2026

İlim Işığında İblis, Şeytanlar ve Cinlerle İlgili Âyetler-2

Soru: İblis ve şeytan tabirleri Kur’anda geçiyor. “İblis, cinlerdendi”[1] ve “Cinlerden ve insanlardan şeytanlar var”[2] âyetlerinde ne kastediliyor?

Cevap: Kur’anda İblis, tek bir şahsiyet olarak sunuluyor. Hem cinlerden olduğu belirtilir. Hem onun orduları ile insanları saptırdığı, Allah’ın yarattıklarını Rabbü’l-Âlemîn ile bir seviyede tutturdukları bildiriliyor.[3] Hem Kur’an, İblis ve ordusunun verdikleri vesveselerle insanların Âhirete imanlarını kaybettiklerini Sebe kavmi modelinde sunuyor.[4] Hem Hz. Âdem’e (AS) secde bahislerinde hep Onun adı geçiyor. Fakat Kur’anda Hz. Âdem’in (AS) Cennetten çıkarılışında, “şeytan” tabiriyle anılan birinin vesvesesinden bahsedilir.[5] Hem insanlardan ve cinlerden şeytanların varlığı bildiriliyor. Hem şeytanın recmedildiği bildiriliyor.[6] Hem Onun Rahmân’a ve Rahmaniyete âsi olduğu anlatılıyor.[7] Bu ve benzeri âyetleri ele alır incelersek şöyle bir sonuca çıkarız:

İblis, isminin köküyle de bağlantılı olarak, insanları ve diğer cinleri aldatan; onlara hakkı batıl, bâtılı hakk gösteren; saptırmaya çalıştığı kişiye sülük gibi aşırı bir şekilde yapışan, sonsuz derecede Allah’tan ümidini kesmiş ve insanları ve cinleri de ümitsizliğe düşürüp Allah’tan koparmaya çalışan en büyük ifrittir. Onun yapısında olan ve taraftarı bulunan askerleri vardır. Bunlar insanların ve diğer cinlerin imanlılarsa imanlarını kaybettirmeye, imansızlarsa imana gelmelerine engel olmaya çalışırlar. Onlar iman ve nübüvvetin düşmanıdırlar. İnsanların ve diğer cinlerin, ilim ve hikmete, iman ve nura erişmelerini engellemek isterler. Tâ ki, Allah ve Uluhiyet hakikati ile muhatap olmasınlar. O ve taraftarları bu manada imanî vesveseler vererek Tevhid’e ve tevhidin sonucu olan Âhirete’e İman’a karşı en büyük düşmanlığı yaparlar. İnsanlık dünyasındaki müşriklere benzerler. Şeytan ise, rahmetten mahrum kalan, varlık âleminde tutunamayan, her ne yaparsa yapsın şerre yol açan, ateş gibi yakıcı, devamlı olumsuzluk saçan, elindeki bütün imkânları yıkım ve parçalamada kullanan, hasedçi ve gururlu yapı demektir. Şeytâniyet, fikir ve his dünyasında değil, amel ve faaliyet dünyasında kendini gösterir. Fiil ve amel dünyası da, kudret ve rahmet sıfatlarına dayanan varlık âlemini teşkil eder. Ki Kur’an “Şeytan, Rahman’a ve Rahmaniyet hakikatiyle kurulan kâinat kanunlarına âsi oldu”[8] diyerek bu sırrı bildiriyor. Hem Kur’an “Elindeki mal, mülk ve imkânları savurganlıkla tüketip yok edenler şeytanların kardeşleri olurlar”[9] diyerek insanların şeytanlaşma kapılarından birini gösteriyor.

İblis, imanın ve maneviyatın, Ulûhiyetin ve nurun düşmanıdır; nübüvvet ve velâyetin hasmıdır. Şeytanlar ise, İslamın ve hayatın, Rahmâniyet ve şuurun düşmanıdır; risâlet ve kudsiyetin hasmıdır. Ehl-i hakikat, İblis’in kalbe attığı imanî ilkaat ve vesveselerle boğuşurlar; ehl-i hak ise, insî ve cinnî şeytanların islamî ve ahlakî noktalardan kalbe fısıldadıkları ve ortaya attıkları çamurlu kirli fikirlerle uğraşırlar. İblis, iman düşmanı müşrikler gibidir ve onları yetiştirir. Şeytan ise, islam ve ihsan düşmanı münafıklar gibidir ve onları yetiştirir. Bir hadis-i şerifte münafıklık ile şeytanlık arasındaki bağ şöyle gösterilir: “Kim yeryüzünde şeytanın yüzünü görmek isterse Nebtel bin Hâris’e baksın.”[10] Ki Nebtel, Medine münafıklarının ileri gelenlerinden birisiydi. Rüyalar ve manevi âlemlerde münâfıklar şeytan olarak görünürler. Hem aynen münâfıklar gibi maddi ve manevi canlılığa zarar verici bütün unsurlar şeytan olarak görünür ve yansır. Sabır kahramanı Hz. Eyyûb (AS) yaşadığı hastalığı bir âyette “zarar”[11] olarak, diğer âyette ise “şeytan”[12] olarak ifade eder. O hastalığın ruhani yapısının şeytani bir hüviyette olduğunu bildirerek bir sırrı açar.

Evet, Üstad Bediüzzaman’ın tespit ettiği üzere, melekler nasıl ki kâinattaki hayat verme, rızık verme, sevk ve idare gibi hayırlı fiillerdeki ve işlerdeki İlâhî icraatların perdecisi, gözeticisi ve temsilcisidir. Hem hikmeti bilinmeyen ve hayrı kolayca görünmeyen ölüm gibi nahoş görünen fiillerde Allah’a itiraz oklarının gitmesini engelleyen birer duvar vazifesi görürler. Ölümden kat kat daha acı verici, yakıcı ve yandırıcı olan sapıklık, azgınlık, haksızlık ve işkence gibi bir kısım işlerdeki İlâhî hikmeti, adaleti, gazabı ve hiddeti ekser mahlukat göremedikleri ve bilemedikleri için Allah, İblisi ve ordusunu, şeytanları ve yardımcılarını bu tarz icraatlarına şuurlu, iradeli bir perde olarak yaratmıştır. Bu şuurlu ve iradeli perde, bu filleri ister; Allah da izin verir ve yaratır. Sonra o fiili imtihan ve terbiye sistemi içinde hayra çevirir. Fakat o şeytan o fiili istemekle günaha girer, cezasını da çeker.

İnsanlarda hem ruhani hem melekî yapılar bulunuyor. İnsanın fikir, ilim ve hakikat yolculuğu son noktaya varana kadar onun ruhani yapısı şekilden şekle girer. İfrat ve tefritlerle ruhu, kabz-bast halleri yaşar. İfrat ve tefritler ruha, yandırıcı ve karanlıklarda boğdurucu iki his verir. Vasatta ise, ruh nefes alır. Çünkü vasat, her mevzunun hakikatinin ve Allah’ın nurunun göründüğü noktadır. Mesela miras hukukunda bütün mirasa devlet el koysun, mirasçılar hiçbir şey almasınlar fikri bir “tefrit” tir. Bütün mirasçılar eşit alsınlar fikri ise, “ifrat” tır. Vasat ise “Her hak sahibi hakkını hakkı kadar almalıdır” fikridir. Bu taksimattan ruh nefes alır, akıl tatmin olur, ferdî ve sosyal hiçbir problem çıkmaz.

İnsan fikir, ilim ve hakikat yolculuğunda 2 çeşit ilham alır: İblis ilhamları ve Cebrâil ilhamları… İnsanın bu yolculuğunda verdiği ilhamlarla onu “fücur” a sevk eden bir manevi merkez vardır ki, o İblis’tir. Onun sözlerinin olumsuzluğa yol açışı, kişiyi ifrat-tefrite yuvarlayışı, onu belirli bir fikirde saplantılı hale getirişi gösterir ki, konuşan O ve onun evlatlarıdır. Ona tabi olan kişi zaman içinde anlayış ve düşünce yapısı olarak İblisleşir, İblis’e ayna haline gelir. Aynen İblis gibi kibirli, kendini beğenmiş, avukat........

© Risale Haber