Tohum, Zerre ve ‘Hüve’ Sırrı
Bismillah
Bir tohumun çatlayıp topraktan göğe doğru yükselmesi süreci, dışarıdan bakıldığında basit bir biyolojik büyüme gibi görünse de aslında iki muazzam arşın Kudret ve İrade’ nin bir avuç toprak ve bir parça havada buluşarak yazdığı muhteşem bir mektuptur.
Her bir tohum, içine kâinatın manevi bir fihristesi derc edilmiş bir “program kutucuğu “dur. Sâni-i Zülcelal, tohumun mahiyetine o çiçeğin gelecekteki suretini, rengini ve (geometrisini) manevi bir görsel olarak yerleştirmiştir. Bu, tıpkı bir mimarın projesinin bir flash belleğe yüklenmesi gibidir.
İşte zerrelerin seyahati bu noktada başlar. 30. Söz’de ifade edilen “Tahavvülât-ı zerrat” , rastgele bir savrulma değildir. Toprağın karanlığındaki atomlar, tohumun kalbindeki o gizli görseli (programı) bir rehber olarak kullanırlar. Zerreler, o programdaki “kaderin manevi hatlarını” bir iz gibi takip ederek çiçeğin maddi vücudunu dokurlar. Eğer tohumun mahiyetinde bu ilahi proje ve görsel derc edilmeseydi, atomlar hangi yöne gideceklerini bilemez, kâinat “dehşetli bir müşkilât” içinde kaosa sürüklenirdi.
Tohum başını topraktan çıkarıp havayla temas ettiği an, “Emir ve İrade”nin bir arşı olan hava unsuru devreye girer. Hava zerreleri, adeta birer hareketli mürekkep gibi, tohumdaki o gizli programı maddi alemin sayfasına yazmaya başlar.
Kimyevi bir dille ifade edersek; bitkinin vücudunun asıl ham maddesi toprak değil, havadır. Fotosentez süreciyle havadan alınan Karbondioksit, güneşin fotonlarıyla parçalanır ve karbon zerreleri bitkinin iskeletine nakşedilir. Bu durum, Hüve Nüktesi’nde işaret edilen o harika hakikati teyit eder: Hava zerreleri, bir saniyede binlerce vazifeyi şaşırmadan yaparken, her bir çiçeğin yaprağında o çiçeğe özel bir “vücut” yazar.
Üstadımız Risale-i Nur’da şöyle ifade ediyor;
“Eğer bütün icadlar o kudrete verilmezse; o vakit o tek ağacın inşa ve idaresi, bütün ağaçlar, belki zeminin icadı ve idaresi kadar müşkil olacak. Çünki o zaman herşey mâni' ve sed olur. O halde bütün esbab toplansa; bir ağacın emirden, iradeden gelen ukde-i hayatiye midesinden, zenbereğinden intizam ile meyve, yaprak, dal ve budaklara lâzım erzak ve cihazatı gönderemezler. İllâ ki, ağacın herbir cüz'üne, hattâ herbir zerresine bütün ağacı ve eczasını ve zerratını görecek ve bilecek…” (Şualar 663.sh - Risale-i Nur)
Belirtildiği üzere, bu işler esbaba (sebeplere) ve tabiata verildiğinde, her bir atomun sonsuz bir ilim ve görme yeteneğine sahip olması gerekir. Çünkü bir hava zerresinin, milyonlarca farklı tohumun programını (görselini) okuyup ona göre şekil alması, ancak her bir zerrenin bir “ilah” olmasıyla mümkündür ki bu da imkansızdır.
Ancak bu süreç Vâhid-i Ehad’e verildiğinde; Kadir-i Mutlak’ın emirlerine itaat eden birer kalem ucu hükmüne geçer. Bir tek kalemden çıkan binlerce harf nasıl kolayca yazılıyorsa, tek bir iradeyle de milyonlarca çiçek, hava arşında aynı “Hüve” lafzının içinde fevkalâde bir “sühuletle” (kolaylıkla) icad edilir.
Topraktaki mineraller ve havadaki gazlar, tohumun içindeki o manevi fotoğrafı........
