Sinyal al, işle ve ilet
Bismillah
"Yaşanmış anılarım, yaşanacak her olgunun alt zemini..."
Hafızanın her anı, bu hakikati gösterir. Bu hafızaların bütünlüğü ise, kâinatın işleyişindeki o sessiz nizamı haykırıyor.
Üstadım Bediüzzaman Hazretlerinin Sözler’deki ifadesiyle; "Kadîr-i Mutlak, hikmetinin muktezasıyla zahir esbabı tasarrufatına perde ediyor." Bu ilahi hikmet, mazi toprağına ekilen her anıyı istikbal baharının "sırlanmış programı" kılar. Dimağdaki bir nöronun kaydından güneşin dürülmesine kadar her an, bu çekirdeğin içinde geleceğin meyvesini saklar.
Bunu kavrayabilmek için şecere gibi kopmaz bir bağ ağını tetkik edelim.
Evet Kâinat, tüm ihtişamıyla tek bir vücut gibi hareket eden muazzam bir Şecere-i Hilkattir. Bu şecerenin ilk çekirdeği, ana gövdesi ve nurani merkezi Nur-u Muhammedî’dir.
“Cenab-ı Hakk'ın ahdi; meşiet, hikmet, inayetin ipleriyle örülmüş nuranî bir şerittir ki, ezelden ebede kadar uzanmıştır. Bu nuranî şerit, kâinatta nizam-ı umumî şeklinde tecelli ederek silsilelerini kâinatın enva'ına dağıtır iken, en acib silsilesini nev'-i beşere uzatmıştır ve ruh-u beşerde pek çok istidad ve kabiliyetlerin tohumlarını ekmiştir.” (İşârât-ül İ'caz 173.sh - Risale-i Nur)
Bu akış; meşiet, hikmet ve inayetin ipleriyle örülmüş, ezelden ebede uzanan nuranî bir şerittir. Bu şerit, ruhların "Kalu Bela"da verdiği o ezelî ahdi ve ebediyet sözleşmesini bir sinyal gibi zamanın damarlarına taşır.
Cenab-ı Hakk’ın İlim sıfatındaki manevi program, bu nurda somutlaşmış; İrade sıfatıyla şekillenmiş ve Kudret vasıtasıyla kâinata buradan bir nizam-ı umumî şeklinde yayılmıştır. Bu sinyal, insan ruhuna ulaştığında orada pek çok istidat ve kabiliyetin tohumlarını eker.
Üstadımız, kâinatı bir perde-i gayb altında saklanmış "gayet yüksek ve garib ve acib bir ağaç" olarak tarif eder. Bu ağacın dalları, meyveleri ve yaprakları arasında muazzam bir tenasüb ve müvazenet vardır.
Üstadımın ifadesiyle; "Hiç görünmeyen o ağaca dair biri çıksa, bir perde üstünde onun herbir a'zâsına mukabil birer resim çekse... elbette şübhe kalmaz ki, o ressam o gaybî ağacı gayb-aşina nazarıyla görür." İşte kâinat ağacının o görünmeyen dalları, semada elektrik olarak tezahür eder.
Astrofizik ve nöroloji bugün görmektedir ki; dimağımızdaki bir nöron ağının yapısı (mikro), kâinattaki galaksileri birbirine bağlayan "Kozmik Ağ” ın (makro) yapısıyla benzerlik gosterir. Bu, "Görünmeyen Ağacın köküyle meyvesi arasındaki o muazzam tenasübün ispatıdır. Şimşek, bu gaybî ağacın dallarının anlık bir parlaması; nöronlar ise bu devasa ağacın insan dimağına uzanan en latif uçlarıdır.
Nur-u Muhammedî'den çıkan o ilk sinyal, doğrudan "kesif maddeye" çarpmaz. Meyveyi dala bağlayan o ince sap gibi; maneviyatın nurunu maddenin bağrına süzerek taşıyan ve ikisini birbirine kenetleyen latif bir köprü kurar: Melekût ve Esir.
Bu köprü, kâinatın enva’ı arasındaki o gizli iletişim şebekesidir.
Sinir hücresinin dış dünyaya uzanan ve kâinatın dört bir yanından gelen sinyalleri kucaklayan latif uzantıları, yani Dendritler, aslında kâinat ağacının o görünmeyen elektrik dallarından süzülüp gelen ilahi mektupları karşılayan birer "telakki anteni" hükmündedir.
Dendritlerin birer "telakki anteni" olması, kâinattan gelen elektromanyetik veya kimyasal sinyalleri pasif birer alıcı gibi değil, onları seçerek ve ayıklayarak bünyesine almasıdır. Yani hücre, dış dünyayı kendi lisanıyla selamlar ve kabul eder.
Hakikatlerin idraki, kişinin kendi bilgi birikimi, niyet ve inanç süzgecinden geçirerek anlama biçimidir. "İman, fark etme sırrımızdır." İşte o fark etme anı, tam bir telakki anıdır. Sinyal gelir, ama sizin onu "nasıl telakki ettiğiniz" yani kalbi iknanız o sinyalin dimağınızda bir nura mı........
