menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Mülkten Melekuta Sırlanan Sadakat

14 0
20.05.2026

​Âyine; benden bana baktıran bir yansıma.

Lakin bu yansıma, yalnızca şeffaf bir camın hüneri değildir. Bir camın sıradan bir madde olmaktan çıkıp, karşısındakini olduğu gibi gösteren bir hakikat aynasına dönüşmesi için en önemli ayrıntı, onun arkasını sırlayan iki element; Gümüş ve Alüminyum.

​İşte bu iki elementin mikroskobik serüveni, din ile fen ilimlerinin nasıl sarsılmaz bir imtizaç ve ittifak içinde olduğunu, laboratuvardan kalbe uzanan bir köprü...

​Fen der ki; bir yüzeyin ayna olabilmesi için ışığı emmemesi, yani bencilce kendine saklamaması gerekir. İşte gümüş (Ag) ve alüminyum (Al), maddenin en sadık zerreleridir.

​Gümüş (Ag); Yeryüzündeki tüm madenler içinde ışığı en yüksek oranda yansıtan elementtir. Gümüşün atomik yapısındaki serbest elektronlar, ışık fotonunu gördüğü an ona sahip çıkmaz, onu içine hapsedip boğmaz. Gümüşün bu itaati, aslında bir terk sanatıdır. Kendi renginden vazgeçtiği için, karşısındaki bütün renkleri en saf haliyle yansıtır. Altın veya bakır gibi bazı metaller ışığın bir kısmını yutup ona kendi rengini karıştırırken; gümüş, gelen ışığa “Bende hiçbir şey kalmasın, hepsi senin olsun” der.

Üstadım Said Nursi hazretlerinin ifadesiyle;

“Nasılki su, kendi zararına olarak incimad eder. Buz, buzun zararına temeyyu eder.” (Sözler, 530.sh)

“Hâl değişimi” ve fıtrî fedakarlık sırrı, aynanın arkasındaki zerrelerde de aynen tecelli eder. Su donup buz olduğunda veya buz eriyip su olduğunda kendi varlık formunu feda eder.

​Alüminyum (Al): Şeffaflığı âyineye çeviren gizli kahramandır. Onların camın arkasına ışığın sızabileceği tek bir boşluk bile bırakmadan, muazzam bir sadakatle kenetlenebilmesi için “vakum odaları” adı verilen, içindeki havanın ve tüm yabancı gazların tamamen boşaltıldığı maddesiz alanlara ihtiyaç vardır. Çünkü normal odadaki hava molekülleri bu zerrelerin yolunu keser, sadakatini lekeler ve oksitlenip matlaşmalarına sebep olur. Alüminyum, her türlü dış etkenden arındırılmış bu özel odada, camın arkasına atom atom dizildiğinde tek bir gedik bile bırakmaz. Üstelik alüminyum, sadece gözümüzün gördüğü ışığı değil; gözle görülmeyen, enerjisi çok daha yüksek olan morötesi ışınları bile yansıtır. O, aynanın arkasındaki “sır” tabakasını oluştururken aslında şunu fısıldar: “Ben bir perdeyim; ama asıl maksadım arkamı değil, senin hakikatini sana göstermektir.”

​Sırlanma, fıtratı gereği sadakat ister. Gümüşün bu “sadık emanetçi” vasfı, Sünnet-i Seniyye’de de karşılığını bulur. Efendimiz (sav), gümüşü bir zinetten öte, bir “mühür” olarak seçmiştir:

İbn Ömer (r.a.) şöyle der: Peygamber (s.a.s.) altın bir yüzük edindi. Sonra onu bıraktı. Bilahere gümüşten bir yüzük edindi ve onun üzerine “Muhammedûrresulullah” nakşettirdi ve “Benim bu yüzüğümün nakşı üzerine kimse nakış yapmasın” buyurdular. Onu taktığı vakit, taşını avucunun içine çevirirdi. Muaykib (r.a.)`den rivayet edilen hadise göre Eriş kuyusuna düşen yüzük odur (Müslim, Libâs, 55).

Peygamber efendimiz, gümüş yüzüğü aynı zamanda mühür olarak kullanmıştır. Enes b. Mâlik şöyle der: Hz. Peygamber (s.a.s.), Kisra (Fars Imparatoru), Kayser (Rum Imparatoru) ve Necâşî (Habeşistan Kralı)`na, onları imana davet için mektup yazmak istedi. Kendisine, “Onlar mühürsüz mektup kabul etmezler” denilince gümüşten halka bir yüzük yaptırdı ve üzerine “Muhammedûrresulullah” cümlesini nakşettirdi (Müslim, Libâs, 58).

​Gümüş, üzerine kazınan o mukaddes ismi karartmadan taşıyan bir şehadetnamedir. Kur’an-ı Kerim’de

عَالِيَهُمْ ثِيَابُ سُنْدُسٍ خُضْرٌ وَاِسْتَبْرَقٌۘ وَحُلُّٓوا اَسَاوِرَ مِنْ فِضَّةٍۚ وَسَقٰيهُمْ رَبُّهُمْ شَرَابًا طَهُورًا

“Cennetliklerin üzerlerinde ince ve kalın ipekten yeşil elbiseler........

© Risale Haber