İttihad‑ı İslâm’ın Tarihsel Zorunluluğu
- İhfâ ve havf riyadandır.
Farzda riya yoktur.
Bu zamanın en büyük farz vazifesi ittihad-ı İslam’dır.
İttihadın hedef ve maksadı, o kadar uzun, münşaib ve muhit ve merakiz ve meabid-i İslâmiyeyi birbirine raptettiren bir silsile-i nuranîyi ihtizaza getirmekle, onunla merbut olanları ikaz ve tarîk-i terakkiye bir hâhiş ve emr-i vicdanî ile sevk etmektir.
Bu ittihadın meşrebi muhabbettir.
Husumeti ise, cehalet ve zaruret ve nifakadır.
Gayr-ı müslimler emin olsunlar ki, bu ittihadımız, bu üç sıfata hücumdur.
Gayr-ı müslime karşı hareketimiz iknadır. Zira onları medenî biliriz. Ve İslâmiyeti mahbup ve ulvî göstermektir.
Zira onları munsif zannediyoruz. Laubaliler iyi bilsinler ki, dinsizlikle kendilerini hiçbir ecnebîye sevdiremezler.
Zira mesleksizliklerini göstermiş olurlar.
Mesleksizlik, anarşilik sevilmez. Ve bu ittihada tahkik ile dahil olanlar, onları taklit edip çıkmazlar. -
İttihad-ı Muhammedî (aleyhissalâtu vesselâm) olan İttihad-ı İslâmın efkâr ve meslek ve hakikatini efkâr-ı umumiyeye arz ederiz.
Kaynak: Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin DİVAN-I HARB-İ ÖRFİ RİSALESİ adlı eserinden Sadâ-yı Hakikat 27 Mart 1909
**
İttihad‑ı İslâm, İslâm düşüncesinin en köklü kavramlarından biridir.
Tarih boyunca Müslüman toplumların karşı karşıya kaldığı meydan okumalar, bu fikri kimi zaman bir ideal, kimi zaman bir zaruret, kimi zaman da bir diriliş çağrısı hâline getirmiştir.
Esasen, İttihad‑ı İslâm, yalnızca geçmişin romantik bir hatırası değil; modern dünyanın karmaşık yapısı içinde insanlık ve müslümanlar için yeniden anlam kazanan, hatta zorunlu hâle gelen bir medeniyet projesi olarak karşımızda durmaktadır.
İslâm dünyasının tarihsel tecrübesi incelendiğinde, birlik fikrinin yalnızca siyasî bir hedef olmadığı, aynı zamanda toplumsal, kültürel ve manevî bir bütünleşme ihtiyacından doğduğu görülür.
Hz. Peygamber’in (s.a.v) Medine’de kurduğu toplum düzeni, farklı kabileleri, farklı inanç gruplarını ve farklı sosyal yapıları ortak bir sözleşme etrafında birleştirmiştir. Bu birlik, yalnızca siyasî bir otorite değil; aynı zamanda ortak ahlaki ve insani değerler, ortak sorumluluklar ve ortak bir gelecek tasavvuru üzerine kurulmuştur.
Dört Halife döneminde Medine........
