Osmanlı'nın Deliler'i
Önceki yazılarımızdan birinde İspanyol Elçi Clavijo’nun Semerkant’a Timur’u ziyarete giderken 22 Mayıs 1404’te Erzurum’a geldiğini, üç gün sonra Deliler köyüne ulaştığını ve burada bir gün kaldığını yazmıştık. Ayrıca bu köyün Pasinler’in Deliler köyü mü, yoksa Horasan’daki Delü Baba (Velibaba) köyü mü olduğu konusunda farklı görüşler olduğunu belirtmiştik.
Genel kabul gören fikir, Clavijo’nun anlattığı köyün Horasan’daki köy olduğudur. Bu durumda Pasinler’deki Deliler köyünün isminin Osmanlı döneminde var olan “Deliler Teşkilatı” ile ilgili olabileceği akla gelmektedir.
Osmanlı ordusunun içinde “deliler” denilen bir grup vardı. Başlarındaki kişiye de “delibaşı” denirdi. Deliler, tıpkı Akıncılar gibi, Osmanlı ordusunun gözü pek öncü birlikleriydi. Giydikleri kaplan postu veya kurt derileri, kurt, sırtlan veya pars derisinden yapılmış kalpakları, kullandıkları silahlar ve korkusuzca savaşmaları yüzünden, asırlar boyunca düşmanların korkulu rüyası olmuşlardı.
Deliler genellikle Osmanlı’nın Rumeli tarafındaki sınır boylarında faaliyet göstermekle birlikte, Erzurum ve çevresinde de nam yapmış savaşçılardı. Bunlar Erzurum ve ova köylerinden toplanan yiğit süvarilerdi. Kıymeti Erzurum Tarihçisi Abdürrahim Şerif Beygu’ya göre, deliler bir nevi teşkilat harici askerlerdi. Başlarındaki çalık ve çalma denilen ipekli işlemeli sarıkları, savatlı takımları, kınlarındaki “korda” denilen eğri kılıçlarıyla bu özel birlik, bazı kritik operasyonlarda da görev yapmaktaydılar.
1809’da Erzurum’a gelmiş olan meşhur İngiliz diplomat, seyyah ve yazar James Morier, Erzurum’da karşılaştığı bu grubu, “Türk Ordusu’nun kayıp çocukları (enfants perdus)” olarak adlandırmıştı. Çünkü bunlar, savaşta en önde giden ve canlarını hiçe sayan birliklerdi.
Tespitlerimize göre 1700’lü yılların başında Kavak Mahallesi’nin alt kısmında, yani şehrin dış kısmında “Deliler Konağı” isimli bir yapı vardı. Osmanlı’nın son dönemlerinde ise Tebrizkapı’da “Deliler Kahvesi” denilen bir kahvehâne bulunmaktaydı. Muhtemelen bu kahve ismini, burada bir araya gelen deliler grubundan almıştı.
Bu birlik 1828-29 Osmanlı-Rus Savaşı sırasında, Soğanlı Dağları’nda büyük kahramanlıklar göstermişti. Belki de büyük yararlılık ve kahramanlık gösterdikleri son savaş buydu.
Deliler grubu, Osmanlı’nın son dönemlerinde Erzurum’da sık sık karşımıza çıkan vali isyanlarının bastırılmasında da kritik görevler üstlenmişlerdi. Muhtemelen bunun da etkisiyle artık dizginlenemez hale gelmişlerdi.
Tam da bu dönemde Erzurum’a gelmiş olan Morier, bu grup hakkında önemli bilgiler vermektedir. 21 Haziran 1809’da Erzurum’dan ayrılan Morier, şehirden gelen birçok insanın yıkanmak ve dinlenmek için çadırlarını kurdukları Ilıca’da bunlarla karşılaşmıştı. Morier’e göre bunlar artık savaşta düşmana değil, barışta halka korku salmaktaydılar. Sayıları 200’den az olmakla birlikte, Erzurum Valisi’ne, herhangi bir Avrupa ülkesinde 10.000 kişilik bir ordunun yapabileceğinden daha fazla sorun çıkarmaktaydılar. Her türlü zalimlik ve gasp eylemini rahatlıkla yapıyorlar ve hiçbir ceza almıyorlardı. Morier onlarla karşılaşmadan birkaç gün önce, Erzurum Valisi’nin davranışlarından memnun olmadıklarını ve ondan ayrılmak istediklerini bildirmişlerdi. Vali de onları yatıştırmak için kendilerine yüklü miktarda erzak vermek durumunda kalmıştı. İşte bu grup Ilıca’ya geldiğinde, dinlenmek ve yıkanmak için çadır kurmuş olan halka, herkesin kendi malına sahip çıkması yönünde uyarı yapılmıştı.
Morier’den iki yıl önce, 22 Ekim 1807’de, Aşkale’den Erzurum’a gelen Fransız Diplomat Tancoigne, yolda deliler grubuyla karşılaşmış ve günlüğünde bu hususla ilgili şunları yazmıştı:
“Aşkale’deyken bir süvari müfrezesi olan deliler grubu, talihsiz sakinlerden haraç toplamak için geldi. Geçişleri sırasında birkaç kervanı yağmaladıkları söylenmesine rağmen, bize hiçbir şiddet uygulamadılar.”
Anlaşıldığı kadarıyla deliler grubu, devletin güçlü olduğu dönemlerde gerek savaşlarda gerekse birtakım özel görevlerde önemli hizmetlerde bulunmuş; fakat düzenin bozulmasına paralel olarak Osmanlı’nın son zamanlarında taşkınlıklarıyla, bilhassa köylülerin korkulu rüyası haline gelmişti.
