menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Çözüm Korkusu

19 0
30.04.2025
SİYASET

Bugün yaşanması beklenen fesih sürecinin en önemli çıktısı, Kürt meselesinin Türkiye’nin genel demokratikleşme sorunsalının tabii bir unsuru haline dönüşmesinin önündeki en büyük “engelin ve bahanenin” ortadan kaldırılmasıdır. Bu tespiti teyit için, çözüm fobisini farklı formlarda dillendirenlerin ortak özelliğinin, cari korkunun arkasına gizledikleri “demokrasi korkusu” olduğu görülebilir. PKK kendisini feshederek demokratikleşmenin önündeki “engeli”, siyaset ise çözümü sahiplenerek “bahaneyi” ortadan kaldırabilir.

TAHA ÖZHAN 30 Nisan 2025

Türkiye yıllarca zahmetini çekip, menziline vardığında elinde bir şey kalmayan anlamsız yükleri taşımaya alışkın. Böyle bir siyaset geleneğimiz olduğu kadar, demokrasi krizi yaşadığımız dönemlerde siyasetten kaçış geleneğimiz de var. 2013 sonundan itibaren ilk işaretlerini veren Türkiye’nin siyasetsizlik krizi, 2016 darbe girişimiyle yeni bir safhaya geçti. Siyasete iki müdahalenin sebep olduğu merkezkaç etki, hükümet sisteminde yaşanan değişimle birlikte mezkûr krizi yapısal ve yasal hale getirdi. Parlamenter sistem içerisinde, ihtiyaç olursa, seçim sonrası rollerin ve güç sınırlarının şeffaf bir anlaşma (karşılıklı denetim ve ilan edilmiş politika seti) zemininde belli bir süreliğine iktidarı oluşturmak adına kurulan koalisyonlar, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nde seçim öncesinde ilan edilmiş bir mutabakat protokolü olmaksızın (sadece yüzde 50’yi aşmaya “odaklı ve iktidarı korumak” için) oluşan koalisyonlar “siyasetsizliği fiili ve tek” zemin haline getirdi. Koalisyonların hem sürekli hale gelmesi hem de seçim öncesine çekilmesi, üstelik yüzde 50’yi tamamlamaya doğru her bir cüzi oranı temsil edenlerin kaba vesayetinin ortaya çıkması, ittifakın siyasal bir uzlaşıdan uzaklaşıp sayısal bir mahkûmiyete dönüşmesi, siyasetsizliği bütün sistemin ana yazılımı haline getirdi. Ne iktidardaki ne de muhalefetteki aktörlerin bu radikal dönüşümden çok fazla rahatsız olmadıkları da görüldü.

Zira siyasetin emek, vizyon ve meşru rıza üretimine dayanan zorlu yolu yerine sayısal ittifakın zahmetsiz siyasetsizliği konforlu bir tercih sunuyordu. Geçen sene Ekim ayıyla birlikte Bahçeli’nin siyasal müdahalesi bu konforlu dönemin üzerinde ciddi bir değişim baskısı kurdu. Ekim sonundan beri, örgüt dahil farklı siyasi aktörlerin bu sürece yönelik ürkek ve kararsız tutumlarının arkasında belli şüphelerinin ve farklı yaklaşımlarının olmasından çok daha fazla yıllardır alıştıkları siyasetsizlik dünyasından çıkma korkuları bulunuyordu. Aradan geçen altı ayın ardından, PKK’nın feshini ilan etmesine yönelik dillendirilen büyük krizlerin, tıkanmaların ve imkânsızlıkların çözümden daha fazla ilgi görmesinin de arkasında aynı siyasetsizlik bulunuyor.

Bir kesim, PKK için ütopik ve tarifi olmayan “zaferin nerede olduğunu” sorgularken; başka bir kesim demokrasi açığına vurgu yaparak, çarpık “demokrasi yoksa silah olur” ezberini tekrar ediyor. Karşımızda derin bir psikopolitik paradoksun olduğu muhakkaktır. Uzun süreli çatışmanın ve onun sona erişinin psikolojik, yapısal ve psikoanalitik boyutlarıyla daha derin bir yüzleşmeye ihtiyaç duyduğu da ortadadır. Talihsizlik, PKK’nın silahsızlanmasının Türkiye’nin yakın tarihinin en siyasetsiz dönemine denk gelmiş olmasıdır. Komplonun, siyasal analizin, iletişiminin, siyasal cesur kararların ve yüzde 50 seçim barajı düzeninin işleyişinin siyasal pozisyon almanın yerini aldığı bir dönemde; PKK’nın olmadığı bir Türkiye siyasetinde, Kürt Meselesi ve demokrasi sorunlarını olgun bir şekilde yönetecek siyasal yaklaşımın ortaya çıkması da kolay olmayacaktır.

Ancak her şeye rağmen PKK’nın silahsızlanması ilk senaryo olmaya devam etmektedir. Eğer bu süreç inkıtaa uğramazsa, dün Esed’in ve arkasındaki güçlerin gideceğine de hiçbir şekilde ihtimal vermeyen aklın önce sakinleşip ardından da gerçekle yüzleşmesi gerekecek. Zira gözlerinin önünde yarım yüzyıldır tanıdıkları ve bildikleri MHP çizgisinin sorunla ünsiyetinde yaşanan varoluşsal değişime de ikna olmakta zorlananların aynı düşünce ekseninde bulunanlar olduğunu hatırlamak gerekiyor. Bahçeli’nin siyaset değişimine ikna olmayanların PKK’sız bir Türkiye’ye ikna olmasının sancısız olması elbette kolay değil. MHP liderinin Türk siyasi tarihinde görülmemiş yaklaşım değişikliği herkesin gözü önünde vuku bulmasına rağmen hâlâ yaşanan dönüşüme ikna olmayanların PKK’nın ilan ettiği fesih sürecine ikna olmamasında şaşılacak bir durum bulunmuyor. Olanı kabullenmekte ve sindirmekte zorlanan bir aklın, olacaklara ikna olması elbette kolay değil.

Yas ile Melankoli Arasında PKK’nın Feshi

Bu kitlenin büyük bir kısmı yaşanan çatışmayla kendilerini özdeşleştirmiş durumdalar. Soruna hangi taraftan baktıklarından bağımsız olarak, yaşanan çatışmayı kendi kimlik tanımlarının merkezine yerleştirmiş olanların sancıları ve şüpheleriyle karşı karşıyayız. Çatışmanın sona ermesinin kimlik boşluğu riski doğurmasından daha tabii bir durum olamaz. Ancak bu değişim için gerekli pragmatizmi Bahçeli kadar sergilemeleri, travmayı atlatma sürelerini ciddi şekilde kısaltabilir. Kaldı ki ilerleyen dönemlerde travma tekrarını da görebiliriz. Zira koşullar değişse bile, barışın getireceği psikolojik yön kaybı riskine karşı, bilinçdışı bir travmanın tekrar üretimi eğilimi devam edebilir. Meseleye ısrarla şüpheyle yaklaşanlar ve sorunu sadeleştiremeyenler için görünür, güvence altına alınmış bir kazanım olmaksızın gelen barış, ihanet gibi de hissedilebilir. Bu nedenle, silahsızlanma stratejik ya da siyasi ömrünü tamamlanmanın doğal bir sonucu olarak değil, farklı güçlerinin dayattığı veya inşa ettiği bir teslimiyet olarak çerçevelenebiliyor. Dikkat edilirse bu türden duygu patlamaları sorunun karşıt tarafında olduğu farz edilen aktörler için neredeyse aynı formlarda ve benzer bir retorik içerisinde ortaya çıkmaktadır. Burada sorunla özdeşlik kurmuş, hatta yıllar içerisinde meseleyi PKK fanusuna veya terörle mücadele endüstrisine dönüştürecek kadar yapısal bir dünya inşa etmiş olanlar için sorun, silahsızlanmadan ziyade zihinsel mutatlarının bozulmasıdır.

Burada birçok aktör için “Dünyanın sonunu hayal........

© Perspektif