menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Türkiye, Başika’yı Verip Sincar’ı mı Aldı?

6 0
yesterday

Türkiye, Başika’yı Verip Sincar’ı mı Aldı?

Türkiye, Başika’yı Verip Sincar’ı mı Aldı?

Başika kararı, Türkiye’nin Irak’taki bütün askeri varlığını kapsamıyor. Türkiye’nin Irak kuzeyinde başka askeri konuşlanmaları var. Başika’nın devri, bu varlığın belirli bir parçasının dönüşmesi anlamına geliyor. Dolayısıyla “Türkiye, Başika’yı verip Sincar’ı mı aldı?” sorusunun karşılığı basit bir takastan daha karmaşık.

Ankara-Bağdat hattında somut adımlar aralıksız sürüyor. Mayıs ayında göreve başlayan Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, Temmuz ayı sonunda Ankara’ya resmi bir ziyaret düzenlemiş ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüşmüştü. Bu ziyaretin ardından temaslar hız kesmeden devam etti.

Nitekim Erdoğan ile Zeydi’nin 23 Eylül’de New York’ta görüşmesinin ardından yayımlanan ortak açıklama iki ülke arasında uzun süredir kangrene dönüşen iki güvenlik dosyasını aynı metinde buluşturdu. Taraflar, Sincar’da Irak devlet otoritesinin bütünüyle tesis edilmesi ve “yasaklı yabancı silahlı unsurların” varlığına son verilmesi konusunda anlaşırken, Türk kuvvetlerinin Başika-Zilkan yerleşkesini Bağdat hükümetine kademeli biçimde devri kararlaştırıldı.

Taraflar ayrıca ikili ticaret ve yatırım hacminin genişletilmesi, daha önce imzalanan anlaşmaların uygulanması ve özellikle Kalkınma Yolu Projesi’nin hızlandırılması konusunda mutabık kaldı. Böylece güvenlik başlığı, Ankara ile Bağdat’ın son yıllarda üzerine eğildiği geniş ekonomik ve stratejik ortaklığın içine yerleşti.

Anlaşmanın zamanlaması üç paralel gelişmeden bağımsız değil. 

İlki, Türkiye’de PKK’nın silahsızlanması ve feshi etrafında ilerleyen “Terörsüz Türkiye” süreci. PKK’nın ana konuşlanma ve lojistik alanlarının Irak’ın kuzeyinde bulunması, sürecin Irak ayağını merkezi bir mesele haline getiriyor. Sincar ve Mahmur gibi çözülmemiş dosyalar da bu sürecin Irak ayağındaki en kritik başlıklar arasında.

Diğeri, Bağdat’ın devlet dışı silahlı aktörleri devlet denetimine alma arayışı. Sincar’da konuşlu PKK ile ilişkili YBŞ’nin geleceği bu bakımdan önemli bir test alanı. Ancak YBŞ gibi görece sınırlı bir yapının silahsızlandırılması ile Irak siyasetinde merkezi konumdaki İran bağlantılı Şii milis güçlerin devlet tekeline alınması aynı ölçekte meseleler değil.

Sonuncusu ise ABD öncülüğündeki koalisyonun Irak’taki askeri misyonunun dönüşümü. Amerikan askeri varlığının Irak’tan tamamen çekilme tarihinin yaklaştığı, Türkiye’de PKK’nın silahsızlanmasının sürdüğü ve Bağdat’ın kontrolsüz silahları devlet tekeline alma arayışının hızlandığı bir dönemde varılan Sincar-Başika mutabakatı, sadece iki komşu arasındaki bir üs pazarlığından ziyade Irak’ın güvenlik mimarisinin yeniden düzenlenmesi ve ilişkilerdeki sorunlu dosyaları kapatma arayışının bir parçası.

İki Eski Sorun, Yeni Uzlaşı

Aslında ne Irak’ın Başika konusundaki talebi ne de Türkiye’nin Sincar konusundaki beklentisi yeni. Ankara yıllardır Sincar’ın PKK için kalıcı bir üs alanına dönüşmesine karşı çıkıyor ve bölgeyi “ikinci Kandil” olarak tanımlıyordu. Sincar, Musul’un yaklaşık 120 kilometre batısında, Suriye sınırına yakın bir bölgede yer alıyor. PKK’nın buradaki varlığı üzerinden Irak ve Suriye’deki faaliyetlerini koordine edebilmesi ve Kandil-Mahmur-Sincar hattını etkin biçimde kullanması, Ankara açısından uzun süredir önemli bir güvenlik sorunu. Bölgenin Irak, Suriye ve Türkiye arasındaki geçiş hatları açısından stratejik konumu, Sincar’ı sadece PKK için değil, İran yanlısı Haşdi Şabi unsurları açısından da önemli kılıyor.

Başika-Zilkan ise Musul’un kuzeydoğusunda ve Türkiye sınırının yaklaşık 100 kilometre güneyinde bulunuyor. Musul yakınlarındaki Başika üssü, Türk askerlerinin 2015’te bölgeye yerleşmesinden bu yana Ankara-Bağdat arasındaki en tartışmalı güvenlik başlıklarından birine dönüştü. Türkiye, IKBY ile varılan anlaşma doğrultusunda, IŞİD’le mücadele eden........

© Perspektif