“CHP İçinde Yaşananlara Baktığımızda, Hukukun ve Ahlakın Temel İlkelerine Riayet Edilmediğini Görüyorum”
“CHP İçinde Yaşananlara Baktığımızda, Hukukun ve Ahlakın Temel İlkelerine Riayet Edilmediğini Görüyorum”
“CHP İçinde Yaşananlara Baktığımızda, Hukukun ve Ahlakın Temel İlkelerine Riayet Edilmediğini Görüyorum”
Makam, mevki, para, zenginlik ve şatafat hırsı; doğruluktan ve adaletten uzaklaşma… Bunlar geçmişte de vardı, bugün de var. Bu nedenle tarafların sürmekte olan soruşturma ve davaları asgari hukuki ve ahlaki sınırlar içinde, aklıselim ve suhuletle takip etmeleri beklenir.
CHP’de 2023 kurultayının ardından başlayan tartışmalar, zamanla bir parti içi rekabetin ötesine geçti. Meşruiyet, liderlik, parti içi demokrasi, temiz toplum, temiz siyaset ve siyasal etik başlıkları etrafında şekillenen süreç, yalnızca CHP’nin geleceğine değil, Türkiye’deki siyasal kültüre ilişkin daha geniş sorulara da kapı araladı. CHP özelinde ise yönetimsel olarak iki başlılık ve bu iki başlılık etrafında geliştirilen stratejiler ve taktikleri görmemize yol açarken, beraberinde Türkiye’nin muhalefet sorunsalına gelindi.
Siyasal iletişim, medya, demokrasi ve etik alanlarındaki çalışmalarıyla tanınan Marmara Üniversitesi’nden Prof. Dr. Emre Bağce ile CHP’de son dönemde yaşanan gelişmeleri, tarafların stratejilerini, medyanın ve akademisyenlerin süreçteki rolünü, CHP’nin yönetim ve temsil krizini, bundan sonra CHP’nin nasıl bir siyasal iletişim izlemesi gerektiğini konuştuk.
CHP İÇİNDE YAŞANANLAR, ESASINDA BİR GÜÇ MÜCADELESİ
Sizin Rousseau’da Sözleşme ve Siyasal Meşruiyet üzerine bir bildirinize baktım. CHP’de bugün farklı siyasi stratejilerin ve farklı yönetim anlayışlarının öne çıktığı iki başlılığı içeren bir tablo görüyoruz. Bu tabloyu siyasal meşruiyet açısından nasıl değerlendiriyorsunuz?
Meşruiyet dediğimizde temel mesele rızadır. Toplum sözleşmesi, insanların hangi şartlarda ve nasıl bir arada yaşayacağını, bunun için gerekli asgari müştereklerin neler olduğunu belirler. İsterseniz bunu bütün canlıların yeryüzünde bir arada yaşayabilmesi meselesine kadar genişletebilirsiniz. Bugün CHP içinde yaşananlara baktığımızda, hukukun ve ahlakın temel ilkelerine yeterince riayet edilmediğini görüyorum. İyi niyet, dürüstlük, samimiyet, empati, ölçülülük ve nezaket bunların başında geliyor. Esasında yaşanan bir güç mücadelesi. Meşruiyet boyutu ise bana göre geri planda kalıyor. Tarafların kendilerine göre farklı argümanları var. Ancak Özgür Özel tarafının yaşananların sebeplerinin konuşulmaması için özel bir gayret gösterdiğini, iki başlı bir görüntü üretilerek konunun farklı mecralara çekildiğini gözlemliyorum.
Neden böyle düşünüyorsunuz?
Çünkü partililer ve toplum tam ve doğru bilgilendirilmiyor. CHP 2023 yılında kurultay yaptı ve yönetim değişti. Ardından doğru ya da yanlış birçok iddia, şaibe ve dava gündeme geldi. Bunların araştırılması, konuşulması ve partililerle toplumun eksiksiz biçimde bilgilendirilmesi gerekirken; hükümete, yargıya ve Kemal Kılıçdaroğlu’na yönelik ithamların öne çıktığı bir kampanya yürütüldü.
Ortada bir hukuk davası var. Elbette herkes aynı düşünmek zorunda değil. Kılıçdaroğlu tarafı parti yönetimini devralmaya çalışırken, Özel tarafı doğrudan veya dolaylı biçimde bu sürecin muhataplarını hedef gösteren bir yol izliyor. Partililerin ve toplumun bir kesimi de bu kampanyalar sırasında biriktirdiği öfkeyi ve negatif duyguları dışa vuruyor. Bizde genellikle sebepler sağlıklı biçimde konuşulmaz; insanlar kazanmaya odaklanır. Bu yüzden seçimler de, kongreler de, kurultaylar da demokratik süreçlerden çok bir güç mücadelesi gibi algılanır. Amaca giden her yol mübah görülür. Toplum olarak Machiavelli’nin zihniyet dünyasının dışına pek çıkamıyoruz.
Neden Makyavelist bir zihniyetin içerisinde kalıyoruz?
Çünkü işin içine bozuk siyasi ve kültürel kodlar, kişisel menfaatler ve ihtiraslar giriyor. Kamusal ve müşterek menfaatlerin yerini hak edilmemiş kişisel çıkarlar alıyor. Bu da siyasal meşruiyet krizlerine yol açıyor. Bütün bu hengâmenin içinde Aristoteles’in sorduğu “Bir arada ve mutlu nasıl yaşarız?” sorusu ise çok uzakta kalıyor.
Daha somut konuşacak olursak; geçen yıl cumhurbaşkanlığı adaylığı konusunda CHP’nin bir anda ve aceleyle harekete geçtiğini gördük. Yanılmıyorsam birkaç ay içinde “cumhurbaşkanı adayımızı belirliyoruz” diyerek yoğun bir kampanya yürütüldü. O dönemde süreci uzaktan izleyen bir vatandaş ve akademisyen olarak burada açıklanmayan bir şeyler olduğunu düşünmüştüm. Nitekim aynı günlerde birtakım soruşturma ve dava dosyalarının bulunduğu ortaya çıktı. Gerçekten amaç cumhurbaşkanı adayını belirlemek miydi, yoksa daha önce başlamış olduğu anlaşılan soruşturmalara karşı bir ateş duvarı örmek miydi? Bunun cevabının açık ve net biçimde verilmesi gerekir. Çünkü o süreçte emek veren, destek olan insanlara karşı bu ahlaki bir sorumluluk. Amaca giden her yol mübah olmamalı.
Belediye başkanları veya başka kişiler hakkındaki iddialar doğru da olabilir yanlış da. Buna yargılamalar sonucunda karar verilecektir. Ancak bu konularla ilgili bilgilerin topluma tam ve doğru biçimde aktarılmadığını görüyoruz. Hukuki süreçler siyasi söylemlerle iç içe geçtikçe hakikat ortaya çıkmak yerine daha da belirsizleşiyor. Siyasi tartışmalar meselenin odağını değiştiriyor. Lord Acton’a ait o meşhur sözü biliyorsunuzdur.
Güç ile ilgili olan sözü mü?
Evet. “Güç bozar, mutlak güç mutlaka bozar.” CHP’deki tartışmalardan bağımsız olarak söylüyorum; Türkiye’de merkezi ve yerel yönetimlere baktığımızda yönetimlerin dört-beş yıl içinde bozulmaya başladığını görürüz On, on beş yılda bir de siyasi veya ekonomik kriz yaşıyoruz. Bu, Platon’dan beri sorulan “Yönetimler neden bozulur ve daha az bozulacak yönetimler nasıl kurulabilir?” sorusuna hâlâ yeterli cevap veremediğimizi gösteriyor. Bunun temel nedenlerinden biri, toplumun geniş kesimlerinin içine sinen bir toplum sözleşmesi oluşturamamış olmamız ve temsil mekanizmalarının zayıflığıdır. Huzur, güven ve refah içinde nasıl yaşayacağımızı konuşmak yerine başka tartışmaların içinde kayboluyoruz.
ÖZGÜR ÖZEL TARAFININ, SORUŞTURMA VE DAVALARIN HUKUKİ MUHTEVASINI PARTİLİLERLE VE TOPLUMLA EKSİKSİZ BİÇİMDE PAYLAŞMAMASI ÖNEMLİ BİR HATA
Bunun CHP ile ilgisi nedir hocam?
Bunu genel çerçevede söylüyorum. Bu perspektiften bakabilirsek CHP’deki ayrışmayı ve tartışmaları da daha sağlıklı değerlendirebiliriz. CHP’de bugün yaşananlar aynı zamanda bir temsil ve yönetim krizidir. Merkezi ve yerel yönetimlerdeki bozulma süreçlerinden bağımsız değildir. Günlük tartışmaların ötesine geçebilirsek, siyasetin tarihsel ve yapısal problemlerini daha net görebiliriz.
Sadece 12 Eylül Anayasası değil, Siyasi Partiler Kanunu ve Seçim Kanunu da darbe döneminin ürünüdür. Mahalli İdareler Seçim Kanunu ise 1984 yılında siviller tarafından yapılmış görünse de darbecilerin seçim kanunundan daha antidemokratik ve daha adaletsizdir. Türkiye’de 1984’ten beri siyasetin en önemli finansman kaynaklarından biri belediyelerdir. Böyle bir yapı içinde yolsuzluk ve usulsüzlük olması değil, olmaması şaşırtıcıdır. Bu nedenle parti ayrımı yapmadan bütün belediyelere aynı ölçüyle bakabilmek gerekir. Ayrıca merkezi yönetimler tarih boyunca yerel yönetimleri kendi lehlerine kullanmaya çalışmıştır. Özal döneminden hafızalarda kalan, sandalyeye iplerle bağlanmış belediye başkanı görseli bunun sembollerinden biridir.
Butlan kararı sonrasında Özgür Özel........
