menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Yaşlanan ve Yalnızlaşan Türkiye’nin Bakım Krizi ve Çözüm Önerileri

32 0
14.04.2026

Yaşlanan ve Yalnızlaşan Türkiye’nin Bakım Krizi ve Çözüm Önerileri

Yaşlanan ve Yalnızlaşan Türkiye’nin Bakım Krizi ve Çözüm Önerileri

Bakım ihtiyacı bugün, bir sağlık ve sosyal hizmet meselesi olmanın çok ötesinde. Evde bakım politikasının, aileye verilen geçici nakdi yardımlar üzerinden kısıtlı bir anlayışla değil güçlü bir sosyal devlet anlayışıyla, hak temelli, nitelikli, profesyonel, güvenceli ve sürdürülebilir bir anlayışla yürütülmesi hem bakım alan hem de bakım veren kişiler açısından son derece önemli.

Türkiye’de sosyal politika tartışmaları çoğu zaman görünür alanlara odaklanırken bazı güncel sorun ve ihtiyaçlar, hatta krizler sessiz sedasız yol alıyor. İşte gelecek yılların önemli bir sorunu tam da bu şekilde büyüdü, alarm vermeye başladı: Bakım ihtiyacı!

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) 2025 verilerine göre Türkiye’de 65 yaş ve üzeri nüfus 9 milyon 583 bin 59 kişiye ulaştı. Bu sayı, toplam nüfusun yüzde 11,1’ini oluşturuyor. Nüfusun yaşlanma hızı artarken, yaşlı nüfus oranının 2030’da yüzde 13,5’e çıkması bekleniyor. Araştırmalara göre yaşlıların yaklaşık yüzde 15–20’si günlük bakım desteğine ihtiyaç duyuyor. Bu da yaklaşık 1,5 milyon yaşlının günlük bakım desteğine ihtiyaç duyduğu anlamına geliyor. Uzmanlar, önümüzdeki 20 yılda yaşlı nüfusun iki katına çıkmasını öngörüyor. Demans, Alzheimer ve kronik hastalık vakalarında yükseliş beklenmesine rağmen ailelerin bakım kapasitesinin de düşeceği öngörülüyor. Bunlar sağlık sistemiyle birlikte, doğrudan sosyal devletin kapasitesini zorlayan  gelişmeler. Yıllar içinde sorunun daha da büyüyeceğini öngörmek mümkün.

Bakım ihtiyacı bugün, bir sağlık ve sosyal hizmet meselesi olmanın çok ötesinde. Evde bakım politikasının, aileye verilen geçici nakdi yardımlar üzerinden kısıtlı bir anlayışla değil güçlü bir sosyal devlet anlayışıyla, hak temelli, nitelikli, profesyonel, güvenceli ve sürdürülebilir bir anlayışla yürütülmesi hem bakım alan hem de bakım veren kişiler açısından son derece önemli. Bu yönüyle bakım, süreklilik arz eden ve hassas yönetilmesi gereken bir yaşam meselesi, adeta yıllardan süzülmüş bir yaşam hakkı… 

Türkiye’de bakım sorumluluğu, kısmen kurumlarda ve yüksek maliyetlerle yürütülürken kısmen de maddi imkânı olan ailelerde evlerde ve yine çoğu kayıtdışı hatta kaçak yabancı uyruklu kadınlar tarafından veriliyor. Bu da ele alınması ve düzenlenmesi gereken çok önemli bir alan. Ancak bu yazıda asıl ele alacağımız konu tüm bunların dışında, bakım sorumluluğunun büyük ölçüde aile fertleri üzerine bırakılmış olması.

Objektif bir yorumla, geniş aile, kültür aktarımı belki geleneklerimiz açısından bu zemini bazı bölgeler doğalında sağlıyor olsa da o evin çoğu zaman daha genç bir ferdinin ve çoğunlukla da kız çocukları ve kadınların hayatlarının en aktif yıllarını, emeğini karşılıksız olarak bu işe adaması, toplum hayatından uzaklaşması çok önemli ve adeta görünmeyen, kanıksanmış bir olumsuzluk.

Evde bakım hizmetleri, çoğu zaman nakdi destekler üzerinden yürüyor. Oysa bakımın izlenmesi, denetlenmesi ve bunun devlet eliyle, güvencesiyle yapılması bakım alanın nitelikli destek görmesi, olası ihmal ve istismarlara karşı da güvence altında olması gerekiyor. Oysa nakit desteğine indirgenen bu yaklaşım, bakımın niteliğini de, güvenliğini de, sürdürülebilirliğini de garanti altına alamıyor maalesef. Daha da önemlisi, bu model görünmeyen bir maliyet de üretiyor. Bakım veren kişiler (çoğunlukla kadınlar) işgücü piyasasından kopuyor, sosyal güvenceden uzaklaşıyor, emeklilik hakkını kaybediyor ve zamanla yoksullaşıyor. Aslında sistemin en kritik yükünü taşıyan kesim ailenin kızları ve kadınları eğitimden, sosyal hayattan ve işgücü piyasalarından uzaklaşıyor, adeta hayattan siliniyor, zamanla güvencesizleşiyor.

Yaşlanan ve Yorgun Ülke

Türkiye hızla yaşlanıyor, yaş alıyor.........

© Perspektif