Yeni Dönemin Eşiği: Silahın Gölgesinde Siyaset Olmaz
Suriye’nin geleceği, silahlı yapılardan arındırılmış bir siyasal düzenle; Kürt meselesinin geleceği ise şiddetten tamamen kopmuş bir siyaset diliyle mümkün. Hem örgütler hem de devletler açısından temel hedef, demokratik dönüşüm olmalı.
ADNAN BOYNUKARA 21 Ocak 2026Suriye sahasında son günlerde yaşananlar, bir askerî hareketlilikten ya da geçici bir taktik manevradan ibaret değil. Aksine, uzun süredir biriken yapısal sorunların, bastırılan toplumsal itirazların ve sürdürülemez siyasi tercihlerinin görünür hale geldiği bir eşikle karşı karşıyayız. SDG’nin konumu, PKK’nın bu yapı üzerindeki ideolojik ve örgütsel etkisi, Arap aşiretlerin artan rahatsızlığı ve Şam yönetiminin yeniden merkezileşme hamlesi, bu eşiğin ana unsurlarını oluşturmaktadır.
Bu tabloyu doğru okumak, sadece Suriye’nin geleceği açısından değil, Türkiye’nin güvenlik kaygılarının giderilmesi, Kürt meselesinin siyaset zemininde ele alınabilmesi, devletin demokratik dönüşümünün açıkça konuşulabilmesi ve bölgesel istikrar açısından da hayati önemdedir. Bu nedenle bugün tartıştığımız mesele, tarafların ne istediğinden çok, silahın siyaseti hangi noktada felç ettiğini ve bu felcin nasıl aşılabileceğini doğru tespit edebilme meselesidir. Gelinen noktada açıkça görülmektedir ki, silahlı varlık üzerinden siyaset kurma ısrarı hiçbir amaca hizmet etmemektedir.
SDG: Askeri Bir Yapıdan Siyasi Bir Yüke
SDG, kurulduğu günden bu yana askerî bir zorunluluğun ürünü olarak sunuldu. DEAŞ’la mücadele bağlamında uluslararası destek gören yapı, zamanla askerî bir çerçevenin dışına taşarak siyasi, ideolojik ve idari bir karakter kazandı. Sorun tam da burada başladı. PKK’nın ideolojik yaklaşımı ve taşıdığı örgütsel bagaj ile SDG’nin çok kimlikli ve yerel bir güvenlik yapısı olma iddiası arasında hiçbir zaman gerçek bir örtüşme sağlanamadı. Bu ısrarın sonuçları özellikle Arap coğrafyasında açık biçimde hissedildi. Arap nüfusun yoğun olduğu bölgelerde SDG, bir “yerel savunma gücü” olarak değil, dışarıdan taşınmış, yerel nüfusla ideolojik, kültürel, siyasal ve dini bağı olmayan bir proje olarak kabul edildi.
Bu gerçeklik zaman zaman silahlı itirazlar üzerinden görünür hale geldi. Zorla askere alma, çocukların kaçırılması, yerel karar alma mekanizmalarının devre dışı bırakılması, aşiret hiyerarşilerinin yok sayılması, tüm kararların örgüt tarafından alınması ve tek tip siyasal bir dil dayatması, var olan rahatsızlığı daha da derinleştirdi. Esad rejiminin devrilmesinin ardında ortaya koyulan maksimalist talepler, sosyoloji ve demografiyle uyumlu olmayan ısrarlar, silahı tehdit unsuru olarak kullanma arzusu ve Ankara’nın devam eden süreç nedeniyle sergilediği hassasiyeti enfekte etme girişimleri SDG’ye herhangi bir kazanım sağlamadı. Tam tersine gelinen noktada SDG, askerî varlığını korumaya çalışırken hem sahadaki hareket alanını hem de siyasi meşruiyetini büyük ölçüde yitirdi.
Arap Aşiretlerin İtirazı: Bastırılan Toplumsal Gerçek
Son günlerde Arap aşiretlerden yükselen tepkileri, ani ortaya çıkan ya da dışarıdan kurgulanmış tepkiler olarak okumak büyük bir yanılgı olur. Bu........
