Radikal Tekel Sarmalında Eğitim: Yeni Yıl, Eski Düzen
Radikal Tekel Sarmalında Eğitim: Yeni Yıl, Eski Düzen
Radikal Tekel Sarmalında Eğitim: Yeni Yıl, Eski Düzen
MEB’in genelgesi, bakanlığın eğitim tasavvurunu açık ediyor. Bu açıdan bakıldığında geride bıraktığımız ile başlayacak eğitim-öğretim yılının ne kadar farklı olabileceğini kestirme imkânına sahibiz: Batı cephesinde yeni bir şey yok.
Yeni eğitim-öğretim yılımız başladı. Merkezi sınavlar (LGS, YKS, KPSS…) üzerinden giden rutin gündemi saymazsak alanla ilgili çok da bir arayışımız, tartışmamız, konuşmamız söz konusu değil. Nitekim Millî Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) kamuoyuyla paylaştığı 2026/70 sayılı genelge, içeriği ve kamuoyundaki yansımaları ile bakanlığın ve Türkiye’nin eğitim tasavvurunu açık ediyor. Bu açıdan bakıldığında geride bıraktığımız ile başlayacak eğitim-öğretim yılının ne kadar farklı olabileceğini kestirme imkânına sahibiz: Batı cephesinde yeni bir şey yok!
Bu vesileyle iyi ve güzel temennilerin ötesine geçerek alana ilişkin bazı hususların altını yeniden çizmekte fayda görüyorum.
Öncelikle dünyada olduğu gibi bizde de eğitim-öğretim sistemi ideolojik-politik bir enstrüman. “Makbul vatandaş”ın üretimine hasredilmiş geniş bir planlamanın parçası. Şüphesiz ana omurgasını “makbul vatandaş” oluştursa da tüm hikâyenin bununla sınırlı olduğu söyleyemeyiz. Bir hayat tasarımıyla karşı karşıyayız. Mekânın, zamanın, ilişkilerin, pozisyonların vs. planlı bir şekilde organize edildiği bir tasarım bu. Modern devletin, ekonominin, teknolojinin, iletişim ve ulaşımın belirleyici olduğu Foucaultcu ifadeyle nüfusun üretken ve yönetilebilir kılındığı biyopolitik karşımızdaki. Bu açıdan bakıldığında eğitim-öğretim sisteminin ideolojik-politik mahiyeti üzerinde önemle durmakta fayda var ki bu mesele Türkiye’de ancak göze batan bir hâl aldığında tartışma konusu edilir. Andımız, Millî Güvenlik dersi gibi militer uygulamalar bunun çarpıcı örnekleridir. Fakat ideolojik-politik mevcudiyet, bu tip militer uygulamaların çok ötesinde. Göze batan, ideolojik nitelikleri belirgin uygulamaları aştığımızda problemsiz bir alana çıkmış olmuyoruz. Ondan sonra da mayınlı arazi devam ediyor. Yasal dayanaklar problemli, zihniyet sıkıntılı, yapı otoriter ve hiyerarşik, tekçi, katılıma, farklılığa, çoğulculuğa imkân tanımaktan uzak. Açık ve örtük müfredatın tüm koordinatları ötekiler oluşturan bir şekilde ayarlanmış.
Genelde eğitim-öğretim, iktidarın meşru müdahale zemini olarak algılanıyor. Hatta belirli düzeyde “makbul vatandaş” arayışında bir tuhaflık da görülmüyor. Bu yöndeki eleştirilerin kendisinin örtük bir ideolojik itiraz olduğu da söylenir. Bunun belirli düzeyde haklı bir tespit olduğunu belirtelim. Ancak alanın, bütün ideolojik-politik arzulardan sıyrılmış, steril, hümanist bir kaygıyla halelense ve sadece egemenlik alanındaki nüfusun birlikte yaşamasını mümkün ve zengin kılan bir motivasyonla yürütülse bile üzerinde hassasiyetle durulması gereken bir boyutu var.
Illich, modern toplum okumasında çok önemli bir kavramsallaştırma yapar: Radikal tekel. Özerkliğe kasteden ve büyük kurumların sağlayabileceği standart bir ürünün tüketilmesini dayatmak yoluyla, zorla uygulanan özel bir denetim biçimi olarak radikal tekelin bir örneği de modern eğitim uygulamasıdır. Meseleyi bu şekliyle hedefe yerleştirmek, ideolojik-politik çekişmelerin gölgesinde hayatiyetine devam eden müesses yapının karakterine ışık tutacaktır. Esas mesele sistemin hangi ideolojik-politik makyajla hayat bulduğu veya bulacağı değil bizatihi bu sistem ve bu sistemin içinde yer aldığı genel ekosistemin radikal tekel sarmalına dikkat kesilmektir. Çünkü hayatın döngüsüne ayar verilen yer burasıdır.
Ak Parti sistemin ideolojik-politik karakterini hedef alan bir pratikle başladı. Andımız, millî güvenlik dersi, kıyafet yasağı, katsayı adaletsizliği gibi uygulamaların kaldırılması için mücadele verdi uzun süre. 15 Temmuz’la sistem yeni bir formatlamaya alındı ve bunun yansımalarını eğitim-öğretim alanında da görüyoruz. Eğitim-öğretimin ideolojik-politik kısmı bu formatlamaya denk geliyor. Formatlamanın niyeti, içeriği vs. ikincil önemde olup esas itibariyle formatlamanın kendisi üzerinde düşünmek gerekiyor.
Formatlamanın kendisi yapılabilir olarak kodlandığında sorun formatlamanın kim ve hangi motivasyonla yapıldığına dönüşüyor. Türkiye’de tartışmanın açığa erdirilemediği nokta burası. Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli gibi başlıklar formatlamanın içeriği üzerinde........
