Umut Işıkları Sönerken, “İç Cephe”deki Eksik Parça İçin Yeni Parti MHP ve DEM’in Hedefinde...
“Umut, aslında bütün kötülüklerin en kötüsüdür; çünkü insanların çektiği çileyi uzatır.” — Friedrich Nietzsche
“Umut, aslında bütün kötülüklerin en kötüsüdür; çünkü insanların çektiği çileyi uzatır.” — Friedrich Nietzsche
Alacakaranlık ülkesinde işler ve mevzular aslında hem çok karmaşık hem de basit. Zihninizi gerçekliğin serinliğinde berrak tutmazsanız şayet, tablo kafa karıştırır, akıntıya kapılmak da kolaylaşır. Aksi mümkün. Yeter ki, üstüste eklenen verilere ve olgulara bir anlam kazandırabilelim.
Burası açık, ve son günlerde olumlu bir gelişme var:
Elit içinde “aşırı umut hastalığı” düşük dozda da olsa düzelme belirtileri gösteriyor ve umutsuzluk diye adlandırılan karamsarlığın değeri anlaşılmaya başlanıyor. Sonunda, seçmende ve toplum tabanında son altı ay içinde ölçülen bezginlik, bıkkınlık ve “rıza” hali, onları yönlendşrme iddiasındaki kimi elit cenahında da kabul görüyor.
Sırayla gideyim, Abdullah Öcalan’ın son sözleriyle başlayayım:
“Özgür Bey’e özel selamlar. Bir yetkilisi Meclis İzleme Kurulu’na katılmalı. Ben bu kurulu CHP için dayattım. Biz AKP’lilerle değil, devletle demokratik hukuk çözümünü tartışıyoruz. Demokrasinin yolu Silivri’den değil, İmralı’dan geçer.”
“Özgür Bey’e özel selamlar. Bir yetkilisi Meclis İzleme Kurulu’na katılmalı. Ben bu kurulu CHP için dayattım. Biz AKP’lilerle değil, devletle demokratik hukuk çözümünü tartışıyoruz. Demokrasinin yolu Silivri’den değil, İmralı’dan geçer.”
Bu açıklamadan bir-iki gün önce MHP lideri Devlet Bahçeli’nin bir mülakatta öne çıkan sözleri de şöyle:
“‘Terörsüz Türkiye’ gibi Türkiye’nin en önemli meselesine bakışta bir ilkenin, kararlı bir duruşun, çözüm iradesine yönelik parti kurumsallığında ortak bir iradenin ortaya konulamaması arzu ettiğimiz güçlü siyasi kurumsallaşmanın ‘Yeni Parti’ de henüz temin edilemediğini göstermiştir. Türkiye, 16 Nisan 2017’de… en önemli yönetim reformlarından birisine imza atarak Parlamenter Sistem’den, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçmiştir. Önümüzdeki süreçte sistemin ruhuna uygun, siyasi istikrarı ve demokratik gelişimi esas alan bir anlayışla siyasi partiler ve seçim sisteminin de yeniden düzenlenmesi gerekmektedir.”
“‘Terörsüz Türkiye’ gibi Türkiye’nin en önemli meselesine bakışta bir ilkenin, kararlı bir duruşun, çözüm iradesine yönelik parti kurumsallığında ortak bir iradenin ortaya konulamaması arzu ettiğimiz güçlü siyasi kurumsallaşmanın ‘Yeni Parti’ de henüz temin edilemediğini göstermiştir. Türkiye, 16 Nisan 2017’de… en önemli yönetim reformlarından birisine imza atarak Parlamenter Sistem’den, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçmiştir. Önümüzdeki süreçte sistemin ruhuna uygun, siyasi istikrarı ve demokratik gelişimi esas alan bir anlayışla siyasi partiler ve seçim sisteminin de yeniden düzenlenmesi gerekmektedir.”
Öcalan’ın “demokrasi yolu” (bununla neyi anlıyor, onu bilemiyoruz) için güzergah yarıştırması, birini —iktidarın hedefi doğrultusunda— hiçleştiririrken İmralı’yı —Diyarbakır’ı değil— öne çıkarması ilginç, ama şaşırtıcı değil.
Bahçeli’nin sözleri ile paralel tonlama ile de kısıtlı değil bu; esas olarak siyaset zemininde, Öcalan’ın överek bahsettiği “devlet”in kontrolüne henüz girmemiş görünen Yeni Parti ve onun lideri var.
Yanyana geldiğinde bir —direktif demeyelim— bir ortak çağrı görünüyor:
“Ey Özel, akıllı ol, burada bir inşaat projesi var, tuğlaları taşımada ve sıvada bize katıl.”
“Ey Özel, akıllı ol, burada bir inşaat projesi var, tuğlaları taşımada ve sıvada bize katıl.”
Bahçeli bir süredir kulis haberi kisvesiyle “muhalif” denen medyada yeniden ısıtılan “parlamenter sisteme dönüş” temennilerini de tane tane sözlerle boşa çıkarıyor aynı zamanda. DEM cenahının özel seçilmiş habercilerle düzenlediği, halkın ikna olmamış kesiminin aklından geçen soruların dümdüz sorulmadığı “basın toplantısı”ndan da anlaşılmakta ki, Öcalan, “Teyit, Tespit, Taahhüt” başlıklı yeni inşa düzeninde bir fiili statü elde etmiş durumda.
İktidarın tahkiminde AKP-MHP “önderliğine” DEM ve PKK’nin de angaje edilmesi boyutu artık halledilmiş görünüyor. Ama ortada garip bir çelişki de var: “Barış” kelimesi ne denli kalabalık argümanlarla örülürse örülsün, esasında gayet olumlu bir fikir olan “silahlara veda” ne kadar işlenirse işlensin, toplumun bir kesimi nihai hedefin ne olduğuna ikna olmuş değil. Güven sorunu öyle büyük ki, kuşkucu toplum kesimi önerilen........
