AI BALON MU? BELKİ DE YANLIŞ SORUYU SORUYORUZ
Carlota Perez'den bugünün trilyon dolarlık yatırım yarışına: Teknoloji konusunda haklı olup yatırım konusunda yanlış olabilir miyiz? Ya AI konusunda piyasa tamamen haklıysa ama yatırımcılar yine de yanılıyorsa?
Yapay zeka gerçekten ekonomiyi dönüştürebilir, şirketlerin verimliliğini artırabilir ve önümüzdeki on yılların en önemli teknolojik devrimi olabilir. Ama bunların hiçbiri bugün AI’a yatırılan yüz milyarlarca doların iyi yatırım olduğunu garanti etmiyor. Demiryollarında da internet devriminde de teknoloji sonunda haklı çıktı. Buna rağmen yol boyunca muazzam miktarda yatırımcı sermayesi yok oldu.
Bu soru bugün özellikle önemli. Nvidia’dan veri merkezlerine, enerjiden çip üretimine kadar tarihin en büyük sermaye yatırım dalgalarından biri oluşuyor. Üstelik artık bu yatırımlar yalnız büyük teknoloji şirketlerinin güçlü nakit akımlarıyla finanse edilmiyor; tahvil piyasaları, özel kredi, proje finansmanı ve yeni hisse ihraçları giderek daha fazla devreye giriyor. Tam da sermayenin yeniden pahalılaştığı, ABD’nin 30 yıllık Hazine tahvil faizinin %5 civarında dolaştığı bir dönemde.
İşte burada Schumpeter’in yaklaşık seksen yıl önce ortaya attığı yaratıcı yıkım (creative destruction) kavramı başka bir anlam kazanıyor. Teknolojik devrimler yalnız yeni ekonomik değer yaratmıyor; eski teknolojileri, iş modellerini ve sermayeyi de değersizleştiriyor. Bugün AI konusunda ise yaratıcı tarafı büyük bir heyecanla fiyatlıyoruz. Yıkım tarafı ise henüz aynı açıklıkla görünmüyor?
Ama belki yıkımı yanlış yerde arıyoruz.
Yeni teknolojinin ortadan kaldıracağı şirketlerde değil, onu inşa etmek için fazla hevesle tahsis edilen sermayede…
Bu ihtimali anlamak için 2026’dan biraz uzaklaşıp 2002 yılında yayımlanan ve yatırım dünyasında hak ettiği kadar bilinmediğini düşündüğüm bir kitaba dönmek gerekiyor: Carlota Perez’in Technological Revolutions and Financial Capital: The Dynamics of Bubbles and Golden Ages kitabına.
Carlota Perez ve teknolojik devrimlerin finansal anatomisi
Perez’in kitabını benim için özellikle ilginç kılan, teknoloji tarihini yalnız teknolojinin kendisi üzerinden değil, teknoloji ile finansal sermaye arasındaki ilişki üzerinden okuması.
Sanayi Devrimi’nden buhar ve demiryollarına, çelik ve ağır sanayiden otomobil ve kitlesel üretime, oradan bilgi ve telekomünikasyon devrimine kadar büyük teknolojik dönüşümlerin benzer bir ritim izlediğini savunuyor. Yeni teknoloji önce ekonomik sistemin kenarında ortaya çıkıyor. Sermaye zaman içinde bu teknolojinin sunduğu fırsatı keşfediyor; yeni şirketler kuruluyor, yatırımlar hızlanıyor, altyapı inşa ediliyor ve finansal sermaye giderek daha büyük ölçekte yeni teknolojinin etrafında toplanıyor.
Perez’in şemasında teknolojik devrimin gelişimi kabaca dört aşamada düşünülebilir: Kurulum Dönemi (Installation Period), Çılgınlık Dönemi (Frenzy), Dönüm Noktası (Turning Point) ve Yayılma Dönemi (Deployment Period). İlk iki aşamada finansal sermaye yeni teknolojinin altyapısını hızla kurarken, finansal beklentiler ile reel ekonominin yeni teknolojiyi kullanma kapasitesi arasındaki mesafe de giderek açılabiliyor.
Kurulum döneminin ilerleyen aşamalarında finansal sermaye daha baskın hale geliyor. Gelecekte yaratılması beklenen gelirler bugünkü varlık fiyatlarına taşınıyor, kredi genişliyor, yeni finansal araçlar ortaya çıkıyor ve yatırımın hızı reel ekonominin yeni teknolojiyi özümseme kapasitesinin önüne geçebiliyor. Perez’in Çılgınlık Dönemi (Frenzy) adını verdiği aşama burada ortaya çıkıyor.
Burada önemli bir ayrım var. Perez’in yaklaşımında finansal sermaye teknolojik devrimin düşmanı değil. Tam tersine, devrimin yayılabilmesi için gerekli altyapının kurulmasında kritik rol oynuyor. Sorun finansal sermayenin teknolojiye yönelmesi değil; bir süre sonra teknolojik potansiyel ile finansal beklentiler arasındaki mesafenin açılabilmesi.
Başka bir ifadeyle finansal sermaye önce teknolojik devrimi hızlandırıyor, fakat aynı güç daha sonra aşırı yatırımın ve finansal kırılganlığın da kaynağı haline gelebiliyor. Bu nedenle teknolojik devrimler aynı zamanda devasa sermaye tahsis süreçleri gerektiriyor.
Bugünkü AI yatırım döngüsüne Perez’in gözlüğüyle baktığımızda manzara biraz farklı görünmeye başlıyor.
AI düşündüğümüzden çok daha fiziksel bir devrim
AI’ı uzun süre internet ekonomisinin doğal devamı olarak düşündük: yazılım, algoritmalar, ölçeklenebilirlik ve çok düşük marjinal maliyet. Oysa bugün ortaya çıkan ekonomik yapı giderek bunun tersini gösteriyor.
AI’ın arkasında GPU’lar, devasa veri merkezleri, elektrik üretimi, iletim şebekeleri, soğutma sistemleri ve bunların hepsini birbirine bağlayan fiziksel altyapı var. Dünyanın belki de en dijital teknolojilerinden biri, aynı zamanda tarihin en sermaye yoğun teknolojik yatırım dalgalarından birine dönüşüyor.
AI yatırım hikâyesinin ilk döneminde gözümüz Nvidia ve birkaç büyük teknoloji şirketindeydi. Ardından Microsoft, Alphabet, Amazon ve Meta’nın hızla büyüyen sermaye harcamalarını konuşmaya başladık. Şimdi ise bana göre daha ilginç bir aşamaya geliyoruz:
AI yatırımının finansallaşması.
Nvidia; Apollo, BlackRock, Blackstone, Brookfield, Goldman Sachs ve KKR ile birlikte AI hesaplama altyapısına (AI compute infrastructure) 500 milyar doların üzerinde üçüncü taraf sermaye çekmeyi hedefleyen finansman platformları oluşturacağını açıkladı. Bu artık yalnız Nvidia’nın kaç GPU satacağıyla ilgili bir hikâye değil. Dünyanın en büyük varlık yöneticileri, özel sermaye yatırım şirketleri ve yatırım bankaları AI’ın fiziksel altyapısının nasıl finanse edileceğini tasarlıyor.
Başka bir ifadeyle Wall Street artık yalnız AI şirketlerinin hisselerini........
