İfade özgürlüğüne “spekülasyon” suçlaması
Türkiye belli aralıklarla “finansal vurgun” haberleriyle çalkalanıyor. Yüz milyarlarca liralık fonlar bir günde kumdan kale gibi dağılırken, yüz binlerce yurttaş parasını birkaç saat içinde kaybediyor. Ancak bu kez ekonomik kriz, yoksulluk ya da yatırım araçlarını değil “fon krizini neden konuşamıyoruz” başlığını ele alacağız. Öyle ya, krizin sorumlularına işaret edenler “spekülasyon” suçlamasıyla susturuluyor.
Sosyal medyada, özellikle X platformunda şimdiye kadar müstehcenlik, dezenformasyon, milli güvenlik gibi gerekçelerle binlerce hesap kapatıldı. İletişim Başkanı Burhanettin Duran’ın açıklamasına göre temmuz ve ağustos aylarında 2 bin 34 hesap erişime engellendi. Eylül ayında da erişim engeli dalgası devam etti ve sosyal medyada etkili sanatçı, gazeteci ya da muhalif isimler süreçten etkilendi. Belli isimler ve kurumlar hakkında eleştiride bulunmak neredeyse imkansız hale gelmişken, akıllardaki yeni soru şu: Artık ekonomi konuşmak da mı yasak?
Peki, son günlerde neler oluyor? Kısaca hatırlayalım. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, sermaye piyasası işlemlerinde olağandışı işlemler tespit ettiğini belirterek 19 Ağustos’ta Sermaye Piyasası Kuruluna (SPK) “gizli” müzekkere gönderdi. Bunun üzerine SPK, 28 Ağustos tarihinde sert kurallarla donatılmış yeni bir “Fon Rehberi” yayımladı. Yeni rehberin yayımlanmasından sadece birkaç gün sonra Pusula Portföy şirketi fonlarından 132 milyar TL’yi aşan devasa bir çıkış gerçekleşti. Pusula Portföy 15 Eylül tarihinde parayı ödeyemediğini açıkladı. Ve domino etkisi başladı. Yedi farklı şirketin bünyesinde bulunan 131 fon için tasfiye kararı alındı. Fonların toplam büyüklüğü 891 milyar TL’yi bulurken doğrudan etkilenen kişi sayısının 455 bin 758 kişi olduğu açıklandı. 24 Eylül tarihi itibarıyla fon yöneticilerinin aralarında bulunduğu toplam 23 kişi tutuklandı.
Söz konusu rakam 14 farklı bakanlığın bütçesinden daha büyük. Dolayısıyla ekonomi çevreleri arasında “batık fonlar” gündemin ana konusu oldu. Sosyal medyada on binlerce paylaşım yapılırken, X gündemin en yoğun tartışıldığı mecraydı. Fon şirketlerini dolandırıcı olduğu yönünde eleştirenlerin sayısı oldukça fazlaydı. Ancak sorumluların sadece fon yöneticileri olmadığını belirtenler de bir o kadar çoktu. Sosyal medya kullanıcıları resmi olarak yapılan bu işlemlerin kamu gücü tarafından neden denetlenmediğini ve işlemlere nasıl izin verildiğini soruyorlardı. Öyle ki, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek yaklaşık bir yıl önce, 4 Kasım 2025’te şu açıklamada bulunmuştu: “Bazı fonlar üzerinden manipülasyonların yapıldığını biliyoruz. Manipülasyonla mücadelenin dozunu artıracağız.” O halde neden bir yıl boyunca işlemlere devam edildi? Temel soru işte buydu.
Ekonomi yazarı Uğur Gürses şu soruyu yöneltiyordu: “Bu fonlar konusu, kriminal boyutunun da ötesinde Devlet Denetleme Kurumunun soruşturması gereken bir konu. Ne oldu? Kim izin verdi? Neden önlem alınmadı? Kimler fayda sağladı?”
Yaşananlara tepki gösteren bir diğer isim Prof. Dr. Veysel Ulusoy ise değerlendirmesinde şöyle diyordu: “Her Ponzi benzeri yapıda ana oyuncular ve onları mümkün kılan çevresel aktörler de vardır: siyasi himaye sağlayanlar, akademik meşruiyet üretenler, denetim boşluklarını görmezden gelenler ve kamuoyunu ikna eden aracılar. Onlar da yargılanmalıdır.”
Söz konusu paylaşımlardan kısa süre sonra İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı yeni bir soruşturma dalgası başlattı. Buna göre sermaye piyasası araçlarıyla ilgili yatırımcılarda korku ve paniğe neden olabilecek nitelikte “spekülasyon amaçlı” paylaşımlar yapıldığı iddiasıyla 246 hesabın paylaşımlarına erişim engeli kararı alındı. Söz konusu hesaplar arasında gazeteciler,........
