OKULLARDA BAŞKA BİR ŞİDDET MODELİ; MÜDÜR ŞİDDETİ
Son dönemlerde yaşanan acı olaylar hala yüreğimizden, zihnimizden gitmemişken, Bakanlıklar arası yoğun çalışmalar yapılırken şu önemli konuyu da gündemlerine almalarını rica ediyoruz. Kim olarak mı? Mağdurlar olarak!
Bu eğitim çalışanlarının maruz kaldığı değişik bir şiddet modeli. Pek görünmüyor, görünmesi de engelleniyor. Mobbing diyebilirsiniz, psikolojik şiddet de diyebiliriz. Can almıyor, fiziksel yara, bere yok. Ancak önce eğitim çalışanlarında sonra da eğitimde büyük bir yara açıyor.
Bir gün gitsen bile hatıran yeter!
Hani dağınık şekilde tek tük gibi görünüyor, geçiyor sanılıyor ama geçmiyor maalesef. Hatta şunu açıkça söylüyorum, bir gün bu günler geçse de etkisi geçmeyecek, hatırası yetecek.
Eğitim kurumlarına yönetici seçiminde liyakat kriterinin ortadan kaldırılması okullarda kronik bir yönetim krizine neden oldu. Çözülemiyor da artık. Nereden tutsanız elinizde kalıyor. Bir yerdeki sorun çözülse “oh” diyemeden diğerinin haberi geliyor.
Yönetilemeyen kurumlar amacına hizmet eder mi? Edemez tabi ki de. Bir salgının etkisi gibi fetret devirleri, çok acı ki belki duraklama dönemlerine neden olur. İşte o zaman da bir gün gitse bile acı hatırası kalır.
İdarecilik mi sultanlık mührü mü tebliğ ediliyor?
Liyakat olmayınca yetemiyoruz. Yetemeyeceğimizi biliyorsak veya zaman içinde anladığımızda ise değişik yönetim modelleri üretiyoruz. Taraflar oluşturuyoruz. Yakınlar ödüllendiriliyor karşı taraf cezalandırılıyor. Bir açıdan karşı taraf zayıflatılmış oluyor. Biz güçlü (?) oluyoruz. Tabi arkamızda da bu koltuğa gelmek için anlaşma yaptıklarımız olabiliyor, onların dediğini yapınca çelik zırh giymiş oluyoruz. Ama burada asıl dikkat etmemiz gereken nokta; bu işler olurken de bir şeylerin ihmal edilmesi gerekiyor. O ihmal edilen de asli görevimiz olan eğitim maalesef, çocuklarımız, bu ülkenin geleceği.
Dahası da oluyor. Mühür elimizde olduğuna göre Süleyman da biziz. Gizli yapmaya gerek duymuyoruz bazen de açık açık zulüm edebiliyoruz, hakaret edebiliyoruz, mağdur da edebiliyoruz. Tekrar ediyorum açık açık. “Nerden alıyor bu cesareti?” demeyin. Onlara ücretsiz dağıtıyorlar herhalde.
Hatta işi kişisel eğlence mekanına dönüştürenler var. “Canım böyle istiyor” noktasında.
Öğretmen bu şekilde nasıl verimli olabilir? Alın eğitime zarar, çocuklara zarar, bu ülkenin geleceğine zarar.
Eğitimde şiddet konusunda samimi iseniz…
Şimdi Bakanlıklar yoğun çalışma içerisindeler. Can güvenliğimiz için tedbirler almak için uğraşıyorlar sağ olsunlar.
Ya ruhlardaki yaralar? Onlar için de bir çalışma yapacak mısınız? Bir okul müdürünün ispatlanamayan şiddeti için de önleyici tedbirler alınacak mı? Eğitim çalışanlarının motivasyonlarını da koruyabilecek miyiz?
Dışarıdan korunabileceğiz buna güveniyoruz ama içeriden nasıl korunacağız? Ben asıl bunu sormak istiyorum.
Tabi onuru kırılan, motivasyonu kalmayan, mobbinge, hakarete uğrayan eğitim çalışanları medyada manşet olmuyor.
Daha çok şey söylerdim ama bugüne kadar sayfalarca yazım. Üzerine söz söylenmeyecek sözlerle söyledim. Tekrara düşmüyorum. Daha da doğrusu aslında onlar da biliyorlar.
Ve ben bugüne not düşüyorum. Güvenlik sorunlarını uzun zamandır dile getiriyordum bugün acı tablolar karşımıza çıktı. Dileğim de şudur ki bu görünmeyen acılar…
Gülay Çetkin
Eğitim Gücü Sendikası
Denizli İl Temsilcisi
