Antiemperyalizm Söylemi, Kapitalizmin Gölgesi
Emperyalizme karşı olmak, çoğu zaman devrimci bir tutumun en görünür işareti olarak sunulur. Tarih boyunca sömürgeciliğe karşı yükselen direnişlerin, ulusal kurtuluş mücadelelerinin ve halk ayaklanmalarının dilinde antiemperyalizm güçlü bir yankı yaratmıştır. Ancak bir kavramın tarihsel itibarı, onun her kullanıldığında aynı anlamı taşıdığı anlamına gelmez. Zira siyasal kavramlar, tıpkı tarih gibi, onları kullananların elinde yeniden biçimlenir. Bu nedenle bugün antiemperyalizm üzerine düşünürken sormamız gereken ilk soru şudur: Emperyalizme karşı olmak, tek başına devrimci olmak için yeterli midir?
Bu soruya verilecek cevap, bizi doğrudan üretim ilişkilerinin kalbine götürür. Çünkü emperyalizm yalnızca askeri müdahalelerden, diplomatik baskılardan ya da uluslararası rekabetten ibaret değildir. Emperyalizm, kapitalist üretim ilişkilerinin dünya ölçeğinde genişlemesidir. Bu nedenle antiemperyalizm de yalnızca dış güçlere karşı alınan bir siyasal tutum değil, aynı zamanda üretim ilişkilerine yönelik bir sorgulamayı içerir. Eğer bu sorgulama yoksa, antiemperyalizm çoğu zaman yalnızca bir retorik, bir siyasal söylem, hatta kimi zaman bir ideolojik perdeye dönüşür.
Karl Marx, kapitalizmi analiz ederken onun yalnızca ekonomik bir sistem değil, toplumsal ilişkilerin bütününü belirleyen bir yapı olduğunu vurgular. Komünist Manifesto’da yazdığı şu cümle bu gerçeği berrak bir biçimde ortaya koyar: “Burjuvazi, kendi çıkarı için dünyayı kendi suretinde yeniden kurar.” Bu cümle, emperyalizmi yalnızca askeri genişleme olarak değil, kapitalist üretim ilişkilerinin küresel ölçekte yayılması olarak anlamayı mümkün kılar. Dolayısıyla bir devlet ya da siyasal hareket emperyalizme karşı olduğunu ilan etse bile, eğer içeride kapitalist üretim ilişkileri değişmeden kalıyorsa, emeğin sömürüsü sürüyorsa ve sermaye birikimi aynı mantıkla işliyorsa, ortada gerçek bir antiemperyalizm değil, daha çok jeopolitik bir karşıtlık vardır.
Lenin’in emperyalizm çözümlemesi de tam bu noktada önem kazanır. Lenin, emperyalizmi kapitalizmin en yüksek aşaması olarak tanımlarken aslında şunu söylemek ister: Emperyalizm kapitalizmin dışsal bir sapması değil, onun doğal sonucudur. Finans kapitalin dünya ölçeğinde örgütlenmesi,........
