Orda Öyle Bekle Köprü / Gelip Geçmese de Yar / Umudum...
“Dünkü kendimi” biraz olsun geçebilmeye çalışıyorum. İnsanın başkasıyla değil, kendisiyle yarışabilmesi bir olgunluk göstergesi olsa gerek. Kişinin geleceğe bırakabileceği en önemli miras kendi kişiliği ve bu kişiliğin ürettiği görüşler ve tutumlardır diye düşünüyorum. Bundan daha büyük bir mirası tahayyül edemiyorum. Bunu da ancak kendi iyiliklerime, kötülüklerime zaaflarıma rakip çıkararak yapabilirim.
Hepimizin içinde iyi-kötü, sevecen-gaddar kişilikler olabilir. Biz hangisini beslersek onu büyütüp güçlendiririz. Ahlâklı ya da ahlâkçı oluruz. Bu ikisinin arasındaki fark, yüz seksen derecelik bir zıtlık içerir. Böylece “kendimizi” tüm iyiliklerin de tüm kötülüklerin de kaynağı yaparız.
Görüldüğü gibi bodoslama daldım yazıya. Aslında ne yazacağıma tam karar vermiş de değilim. Ama şurasını biliyorum: biraz içimi boşaltmak, olabilirse rahatlamak istiyorum. Öylesine gayesizce oturdum klavyenin başına. Ama söz, keyfînize kara çalmamaya çalışacağım.
İçimin karardığı oluyor zaman zaman. Öyle yağlı kara cinsinden değil, başkasına bulaşmayan, “zeytin karası” gibi bir şey. Hayat bazı şeyler kazandırdı, daha çok da kaybettirdi. Önemsediğim kimi insanların hayatında bazen önemli, bazen bir reklam arası, bazen de “öylesine açılmış bir parantez” oldum. Ama şunu öğrendim: “kendim” dediğim o kusurlu kabı neyle doldurmam gerektiğini bilmek. Zaaflarımın, korkularımın farkına vardım, gücümü hesapladım. Farkındalık iyi derler ama öğrendim ki her zaman iyi değil. Bu durumun insanı mutsuz eden bir yanı da var. Bu nedenle, işte o “kendim” dediğim çirkin kabı değiştirmeye niyetim yok. Zira çok emek verdim ona.
Şu bir insan gerçeğidir: adalet ortamı, özgürlük durumu, güvenlik kavramı hâkim kılındıkça kişi kendini daha fazla “birey” hisseder;........
