menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Fransa Sokağının Bize Öğrettikleri

6 0
07.10.2026

Fransa’da liseliler birkaç haftadır sokakta. Hareket bir siyasi partinin genel merkezinde hazırlanmadı, bir sendikanın yönetim kurulunda kararlaştırılmadı, bir lider kürsüden “yarın meydana çıkıyoruz” demedi. Paris’in banliyölerinde öğretmeni eksik, sınıfı kalabalık, binası dökülen okullarda gençler önce kendi kapılarının önüne çıktılar. Sonra başka liseler katıldı. Üniversite öğrencileri geldi. Veliler geldi. Öğretmenler geldi. Ardından sendikalar geldi. En son siyasetçiler kalabalığın içine girmeye başladı.

Belki Fransa sokağının bize ilk öğrettiği şey tam da budur.

Demokratik toplumda siyaset her zaman yukarıdan aşağıya kurulmaz. Bazen hayat aşağıdan yukarı doğru siyaseti zorlar. İnsanlar önce rahatsızlıklarını dile getirir, yan yana gelir, örgütlenir, sokağa çıkar; sendikalar ve siyasi partiler de toplumdaki bu hareketi görmek, onunla ilişki kurmak ve taleplerini parlamentoya taşımak zorunda kalır.

Fransa’da son günlerde yaşanan biraz böyle.

Lise hareketi 17 Eylül’de Créteil’de birkaç okulda başladı. Öğrenciler öğretmen eksikliğini, kalabalık sınıfları, kötü okul koşullarını, Parcoursup üzerinden büyüyen seçilme ve elenme baskısını dile getiriyordu. Ekim başına gelindiğinde yüzlerce okul eylemlere katılmıştı. 6 Ekim’de Paris’te ve Fransa’nın birçok kentinde liselilerin çağrısı çok daha geniş bir toplumsal gösteriye dönüştü. CGT, FSU, Solidaires, öğretmenler, veliler ve üniversite öğrencileri artık gençlerin yanındaydı.

Burada üzerinde durulması gereken şey yalnız gösterinin büyüklüğü değildir.

Gençler sendikaların peşine takılmadı.

Sendikalar gençlerin arkasından geldi.

Siyasetçiler toplumu meydana çağırmadı.

Toplum siyasetçileri meydana çağırdı.

Türkiye’de Ok Ters Yöne Dönmüş Durumda

Türkiye’de ise uzun zamandır bunun neredeyse tersini görüyoruz.

Toplum, hoşnutsuzluğunu siyasal partilere devrediyor.

Hayat pahalıysa muhalefet konuşsun.

Bir belediyeye operasyon yapılmışsa muhalefet miting düzenlesin.

Bir hukuk ihlali varsa milletvekilleri meydana çıksın.

Bir hak kaybı yaşanıyorsa parti genel başkanı çağrı yapsın.

Sonra insanlar, çağrı yapılırsa meydana gidiyor.

Yeni Parti bir miting düzenliyor, insanlar katılıyor. Başka bir muhalefet partisi çağrı yapıyor, onun seçmeni meydana geliyor. Sendika eylem ilan ediyor, üyelerinin bir bölümü katılıyor.

Ama bu ilişkide yurttaş çoğu zaman özne değil, davetlidir.

Bir meydan belirlenecek.

Ve toplum gelip dinleyecek.

Oysa sağlıklı demokratik toplumda bunun tersinin de mümkün olması gerekir.

Mahallesindeki okul kapanıyorsa veli önce birbirini bulabilmeli. Hastane hizmet vermiyorsa hasta yakınları örgütlenebilmeli. Üniversite öğrencisi barınamıyorsa siyasetin çağrısını beklemeden ses çıkarabilmeli. İşçi ücretine, çalışma koşullarına, iş güvenliğine itiraz ederken önce hangi partinin destek vereceğine bakmak zorunda kalmamalı.

Sonra siyaset gelmeli.

Çünkü siyasi partinin işi topluma neye itiraz edeceğini öğretmek değil; toplumun taleplerini duyup onları siyasal alana taşımaktır.

Halk Seyirci Olduğunda Siyaset Rahatlar

Bir iktidarın rahatlığı yalnız sahip olduğu oy oranından gelmez.

Karşısında nasıl bir toplum bulunduğuyla da ilgilidir.

İnsanlar bütün itirazlarını dört ya da beş yılda bir sandığa bırakıyorsa, iktidarın günlük hayat üzerindeki kararlarının toplumsal maliyeti azalır. Bir yasa çıkar, insanlar sosyal medyada kızar. Bir fiyat artar, birkaç gün konuşulur. Bir kurumun yapısı değiştirilir, muhalefet açıklama yapar. Bir belediyeye operasyon düzenlenir, parti miting yapar.

Sonra herkes evine........

© Nokta Haber Yorum