menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Deniz Göktaş Neden Tutuklandı

21 0
09.07.2026

Deniz Göktaş tutuklandı. Devletimizin savcısı Göktaş’ın dinimize, kutsallarımıza, kitabımıza ve başkanımıza hakaret ettiğini söylüyor. Savcının bu yargısı henüz özgür mahkemelerin nezdinde kesinleşmedi. Bununla birlikte Nihat Hatipoğlu gibi hükümete yakın uzmanlar bu suçlamanın neden geçerli olduğunun altını çizdiler. Buna karşın hükümete mesafeli sanat çevreleri bu suçlamanın politik olduğunu söylediler. Bu iki çevre devletin etkin olması gerektiğini öneriyor. Türkiye Cumhuriyeti kendisini demokratik anayasal düzenin temsilcisi olarak görür. Bu devletin yargı sistemi adına bir savcının yaptığı suçlamayı şimdiden devletin bütün kurumalarına mal etmek, devletin bütün kurumlarının bu yargıyı temsil ettiğini düşünmek doğru değil. Hatta bu suçlamanın kimi çevrelerin dünya görüşüyle uyumlu olması, bu çevrelerin devletin kimi kurumlarını temsil etmesi bile bu çevre ve kurumların bütünüyle tek taraflı olduğunu, olanı onayladığını göstermeye yetmez. Bazen iyi koordineli görünen iş bile kimi tesadüflerin sonucunda ortaya çıkar. İnsanlar böyle dönemlerde belli bir yere odaklandıkları için Almanların değimiyle tek tek ağaçlardan bütün ormanı göremezler. Örneklendirmek gerekirse; şu anda dünyadaki nüfusun sadece %4 göç ediyor. Ancak göç bütün halkların ana konularından. Aynı şekilde, vücudun sadece ağrıyan yerini hissederiz. Kısaca, bu konuda da önyargılı olmak doğru değil. Bakıp göreceğiz.

Soru Deniz Göktaş’ın kim olduğu, suçunun ne olduğu, neyi ve kimi temsil ettiğiyle ilgili. Diğer bir değişle, Deniz Göktaş gerçekten de dinimize, devletimize ve başkanıza hakaret etti mi? Öncelikle, sağ, dindar, tutucu kesim, insanı devletle düşünür. Devletin etkisizliğini barbarlıkla eşdeğer görür. Aristoteles’in anlayışla, insanı diğer hayvanlardan ayıran onun devlet kurabilme yetisidir. Kimi sol çevreler ise devletin zaten başından beri kimi çıkar gruplarının temsilci olduğunu düşünür. Her iki bakış, toplum, devlet ve iktidar ilişkisini birbiriyle yakınlaştırdığı ve hatta tekleştirdiği için devletin her yaptığını iyi ya da kötü kategorilerine indirgerler. Oysa Deniz Göktaş’a karşı açılan soruşturma da görülebileceği gibi, bu matematiksel bir formülle hazırlanmış bir suçlama değil. Dolayısıyla da bu sorunun cevabını yasalarda, devletin kurumlarında, çıkar gruplarında aramak doğru olmaz. Neyin adli suç, neyin zekice yapılmış espri, neyin bir an önce ortadan kaldırılması gereken çöp ve neyin mizah, sanat olduğuna yasalar, mahkemeler değil, vatandaşlar olarak bizler karar veririz. Bu sadece sanatı, bilimi değil genel olarak kamuyu, herkesi ilgilendiren bir karar. Böyle bir konuda devletin bizim adımıza bu kararı vermeye çalışması, onun korumacı değil zihniyetçi, farklı çıkar ve düşünce gruplarıyla ortak iyiye uygun iletişim kurma işlevselliğini değil özel ilişkiler içinde olduğuna işaret eder.

Burada amaç, aktörlerin farklı kaygı ve motiflerine rağmen tek bir güç etrafında bir arada tutmak, bir araya getirmektir. Buradan bakıldığında, Sivas katliamının 33. yıldönümü, Deniz Göktaş’ın tutuklanması ve 36. NATO zirvesinin Ankara’da toplanması bir haftanın farklı günleri değil, bir olgunun bileşenleri gibi görülebilir. Dolayısıyla yapılması gereken bu bileşenler arsındaki farklılıkları göstermektir. Analitik düzlemde de, bu gruplar arasındaki iş birliktelikleri, ideolojik yakınlıkları onların ne ideolojik olarak aynılaştırdığını ne de aralarındaki çıkar çatışmalarını ortadan kaldırır. Yapılması gereken, bu çevrelerin birbiriyle olan farklılıklarını, yakınlıklarını, benzerliklerini ne aynılık ne de zıtlık kavramına dönüştürmektir. Bunlar daha çok bütün farklılıklarına, çelişkilere rağmen kimi temel konularda ortak çıkarlar etrafında bir araya gelebilen taraflar. Yani muhalifler tek bir güç ve anlayışla karşı karşıya değil, mutlak gücü temsil eden kararlar veren, vermek zorunda kalan ama günün sonunda çatılmalı çıkar ve fikir çevreleriyle iletişimdeler. Diğer bir söylemle; devlet, iktidar, toplum, kültür, yaşam biçimi ve çıkar grupları arasında ayrıştırılmanın yapılmaması, hali hazırda iktidarda olan güç odaklarının istediği bir bakış. Deniz Göktaş sadece kimi savcıların değil ama aynı zamanda bu tekçi zihniyetin, farklıkları yok sayan, ya da benzeşmeleri karşıtlıklara dönüşme dileğiyle yaşayan ideolojik zorlamanın da kurbanı.

Soru Deniz Göktaş’ın gerçekten de dinimize, devletimize ve başkanıza hakaret edip etmediği değil, niçin tutukladığıyla ilgili. Deniz Göktaş neden tutuklandı? Bunun bir cevabı şöyle: Deniz Göktaş kendisi olduğu için tutuklandı. Deniz alevi, solcu, genç, muhalif ve Don Kişot’ça eylediği için tutuklandı. O sadece düşündüklerini, yaşam biçimini anlatıyor, ona inanıyor, onu savunuyor, onu yaşıyor. O yaptığının yanlış, eksiz, günah ve suç olduğunu düşünmüyor. Yoksa hakkın da tutuklama kararı olduğunu bildiği halde yurtdışından Türkiye’ye sırt çantasıyla giriş yapmasını nasıl açıklayacağız. O politik ama kötü biri de değil. O, kendisini ne ayıpladığı ve ne de kendisine özel bir atıfta bulunduğu için tutuklandı. Kendisini ayıplamadığını onun insanların karşısına çıkmasında, insanların önünde kendisini ifade etmesinde görüyoruz. Kendisine özel bir atıfta bulunmadığını ise onun konuları dillendirme biçiminde görüyoruz; Deniz Göktaş halka değil, ilgililere, sanat sevicilerine sesleniyor. Deniz Göktaş çok kişinin beğenisini değil, her iyi sanatçı ve aklı selim her insan gibi özel bir konumun, konunun, dilin, söylemin ve eylemin peşinde. Onun yetenekli, bu özel durumu hak eden iyi bir sanatçı olduğunu, onun sanat camiası nezdindeki değerinde görülebilir; Deniz Göktaş Türkiye’nin en önemli sanat merkezlerinde sahne almış, televizyon, radyo, sosyal medya mecralarında kabul görmüş bir sanatçı. Deniz Göktaş örneğin her dönemin yüzü olma becerileriyle tanınan Okan Bayülgen ve Fatih Altaylı gibi kişiliklerinde konuğu oldu. O bir suçlu, günahkâr, ya da saldırgan değil, bir yüzün, bir kişiliğin, yani alevi, solcu, genç, muhalif ve Don Kişot’çu kişiliğin normalleştirme çabası. Dolayısıyla, onun tutukluğunu bu kimlikler üzerinden okumak gerek. Bu ve benzeri tespitler doğrudur. Ama bu Deniz Göktaş’ın suçsuz, hatta apolitik olduğuna vurgu yapan kanaatlerin ikna ve etki oranları düşük.

Tespit doğru ise, sorulması gereken soru, ne yapılması gerektiğidir. Bu sorunun bir cevabı ise Selahattin Demirtaş’ın mektubundan hareketle en azından üç bileşenden oluşmaktadır. O da şöyle: Sevgili Deniz Göktaş, Demirtaş gibi cezaevinde çürümek istemiyorsan, gel bir an önce bu yanlış yoldan dön! Sen sevgili Deniz Göktaş bundan böyle devletin savcılarına, kolluk güçlerine ve ortalama aklın temsilci olduğuna inanan çevreye orijinal içerikler değil de ısmarlama konularda espri yapacağının garantisini ver! Sen Deniz Göktaş, devlete güvenilir bir vatandaş olduğunu göster! Sen aileni, dostunu, mahallini ve çevreni değil, devletini önemsendiğini şüphe götürmez eylemlerinle ispat et! İki, Deniz Göktaş’ın bir an önce devletimizin ona çizdiği bu iyi yola girmesi, getirilmesi için, bizlere büyük bir sorumluluk düşüyor: Deniz Göktaş’ı alkışlayanların, onun esprilerine gülenlerin, onu mekânlarına konuk edenlerin ona sahip çıkması gerekiyor. Bu bizim çocuğumuz. Ayıptır, günahtır, dinimizde yeri yoktur!  Bu çevreler devletlerine toplumun Deniz Göktaş’a anlattıklarının kendi düşünce biçimleriyle çelişmediklerini hatta uyumlu olduğunu iletmeliler. Örneğin solcuların, ateistlerin, Alevilerin, feministlerin vs. Kur’an-ı Kerimi okumadığını, ona inanmadığını, onun yolunda gitmediğini dillendirmeliler. Örneğin laikler, denizden çıkan siyah giysili kurtarıcılardan rahatsız olduklarını bağıra bağıra herkese bildirmeliler. Bunlar zaten toplumsal ortak sır statüsündeki bilgi, yargılar değil mi? Üç, bu ve buna benzer önerileri........

© Nokta Haber Yorum