menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Vergiler Ülkesinde Hayatta Kalma Sanatı

29 5
21.02.2026

Bu hafta yine baş döndürdü.

Başlığı da detaylandıracağız.

Ama önce yaşadıklarımızı hatırlayalım.

Süreç komisyonu ortak raporu tamamlandı.

60 sayfalık rapor, 47 oyla kabul edildi.

“Umut hakkı” ifadesi doğrudan yer almadı ancak Öcalan’ın umut hakkından yararlanabilmesi için AİHM ve AYM kararları işaret edildi.

CHP, köprü ve otoyolların özelleştirilmesine karşı eylem yaptı. İstanbul Valiliği yolları kapattı, polis yürüyüşe izin vermedi.

Gündemdeki tartışmayı alevlendiren ise AK Parti Kayseri Milletvekili Dursun Ataş oldu.

“Bir ihtimal hesabı yapıyoruz” dedi ve detaylandırdı.

“Satış olmayacaktır, işletme hakkı sınırlı süre için devredilecek ve daha düşünme aşamasındayız.” cümlelerini kurdu.

Memlekette resmen her gün ‘adli-hukuki gelişmeler’ yaşanıyor.

Silivri’de bu kez diploma davası (belgede sahtecilik) görüşüldü. Mütalaa beklenirken erteleme çıktı. Bir sonraki duruşma 6 Temmuz’da.

Sosyal medya paylaşımları gerekçe gösterilerek gözaltına alınan gazeteci Alican Uludağ, “cumhurbaşkanına alenen hakaret” suçlamasıyla tutuklandı.

Meclis lokantasında istismar davası sanıkları da yeniden tutuklandı. Mahkeme, “kaçma şüphesi yok” diye bırakmıştı; itiraz üzerine karar değişti. Üçü tutuklandı, bir sanık firari. Demek ki neymiş, kaçma şüphesi varmış.

Tüm bunların dışında yaşananlara bakalım.

Liderler peş peşe yüksek tondan açıklama yapıyor.

Emekli, asgari ücretli “açız” diye eylemde.

Başlarını sokacak evleri yok.

İşsizlik maaşı alamayan çok sayıda işsiz var, gençler depresyonda.

Herkes öfkeli, kimsenin hayata karşı hevesi kalmadı, tahammül sıfır; sokaklar Teksas’a döndü.

Ramazan ayındayız; nefisler terbiye olacak ama önce çarşıda pazarda etiketi kabartan ve buna göz yumanların terbiye edilmesi şart.

Ve daha bir sürü şey sıralayabilirim.

Fakat en çok ne konuştuk?

Canımızı en fazla, 3 kuruş maaşımızla zorla ödediğimiz vergiler yaktı.

Yılın ilk ayında 1 trilyon 181 milyar lira vergi ödedik.

Buna rağmen yılın ilk ayında bütçe 214 milyar 500 milyon lira açık verdi.

Her gün 39 trilyon 3 milyar lira vergiye gidiyor.

Her saat başı tam, 1 trilyon 6 milyar lira vergi alınıyor cebimizden.

Saniyede ise, 455 bin lira vergi ödedik, ödüyoruz.

Vergi, faiz, gün aşırı her şeye gelen zam! Zamlar…

Bir vebal tartışması var ya; işte gerçek vebal bunlar.

Bu sorunun yanıtı hiç değişmiyor: gıda fiyatları.

Ramazan ayındayız; iftar sofrasını kurmak zamlı.

Sahur için kahvaltılık hazırlayabilmek bile lüks oldu.

Bunlarla beraber son 1 yılda 12 Michelin yıldızlı restoran kapandı, gerekçe artan maliyet ve ekonomik baskılar.

Yani hepimiz dükkânların içini boş görmeye, kepenklerin inmesine alıştık.

Ailece gidip dışarıda, hele ki böyle lüks restoranlarda yemek yiyemiyoruz.

Maliyetler de ortada, sonuç da…

Ülke ekonomisi açısından kayıp; esnaf ve tüketici açısından bakınca da çok ama çok yazık!

ABD’de yaşayan bir Türk sordu:

“Türkiye’de 42 yıldır fiyatı aynı olan bir şey var mı?”

(Hemen cevaplayalım: Hayır. Bırakın 42 yılı, bugünden yarına bile fiyat farkı oluyor neredeyse her şeyde…)

“1984’ten bu yana ABD’de bir market zincirinin restoranında sosisli sandviç ve sınırsız içecek 1,5 dolar.” diye bitirdi sözlerini.

Tersine o kadar alışkınız ki böyle şeyler duyunca hâlâ şaşırabiliyoruz.

Bir tüketici zincir marketlerden birinde fotoğraf çekti. Başrolde salatalık var. Raflarda nereden geldiği, ilk alış fiyatı, hâl çıkış ve satış fiyatı yazıyor biliyorsunuz.

1 kilo salatalığın alış fiyatı 20 lira, satış fiyatı 129 lira.

Ne aracı, ne nakliye, ne kira, ne faturalar; hiçbiri bunu açıklayamaz.

Bu düpedüz kazıklamak.

Anne babalar muhakkak benzerini yaşamıştır. Bir kadın marketten içinde hem küçük oyuncak hem de çok az çikolata olan 3 sürpriz yumurta aldı ve 900 lira ödedi.

“Yumurtalar özel seri” cevabını aldı.

“Sosyal anksiyetem var” diyen kadın, rahatsızlığından ötürü iade edemediğini anlatan bir video paylaştı.

Bakır değerlenmeye başladı ama uzmanlar ve kuyumcular uyarıyor.

43 yıllık bir kuyumcunun söyledikleri şunlar:

“Bakırın kilosu 500 lira. 500 liralık bakırı parlatmışlar, külçe hâline getirmişler 2 bin 500 liraya satıyorlar. Bunu müşteri nasıl alır? Müşteri geri getirdiğinde kuyumcu ne diyecek?”

Yanılıp da almamak gerekiyor…

Memlekette neredeyse hiçbir mal ya da hizmetin tek bir etiketi, fiyatı yok. İp esnafın elinde. İzmir Çeşme’de yan yana iki işletmede çay fiyatı gündem oldu.

Birine 15 lira, diğerinde 100 lira.

E tabii çay içenler de soruyor: “O çaya ne koyuyorlar, gençlik iksiri mi?”

Cevap da belli; birinde vicdan var, diğerinde biraz eksik…

Bunu yazarken Antalya’dan köfte, piyaz, içecek için 22 bin 800 lira hesap alındı haberi geldi.

Bu nasıl serbest piyasa?

Bu nasıl denetimsizlik?

Bu nasıl mafyatik işletmecilik?

Böylelerine Allah’tan korkmaz, kuldan utanmaz derler.

Sevgililer Günü için eşine çiçek göndermek isteyen bir erkek; bir buketin 2 bin lira olduğunu öğrenince şöyle paylaşım yaptı:

“2 bin lirayı papatyaya vereceğime karıma 100 dolar verdim. Güle güle harca. 2 bin liraya papatya mı olur?”

İzleyen kahkaha attı.

Ve evet bir buket çiçeğin 2 bin lira olması normal mi?

Yazıyı tamamlayınca fark ettim.

Her başlığın içi geçim derdi.

Her başlığın içi ücret adaletsizliği.

Her başlığın içi hayatta kalma mücadelesi.

Bu arada sorayım: BM’nin raporu mu size daha yakın?

Yoksa TÜİK’in savunduğu gibi mutlu musunuz?

Keşke diyerek; mutlu olabilmemiz umudu ile…


© Nefes