Kadıköy'deki rutubet ve aynadaki silüet!
Yalan yok, "Ben demiştim" demeyi severim. Fazla tevazu kibirdendir. Ancak lafın hükmü de, söylendiği gün geçerlidir.
Daha dokuz gün önce, Trabzonspor galibiyetinin ardından bir başlık attım: "Asıl tehlike şimdi başlıyor.” Tehlike dediğim ne rakipti, ne fikstürdü, ne de puan tablosunun matematiği. Tehlike, Fenerbahçe’nin son on beş yılda Kadıköy’ün duvarlarına sinmiş hâlet-i ruhiyesiydi. Oyuncular değişir, başkanlar gider gelir, hocalar bavul toplar. Ama o görünmeyen ağırlık... İşte o ağırlık kalır. Bir çeşit eski ev rutubeti gibi. Boyarsın, badana yaparsın, ilk yağmurda yine kabarır.
Ama Galatasaray puan kaybedince, Kadıköy'de hemen bir şenlik kurulur. Tezgah açılır, "Kasımpaşa’ya yedi mi atarız, sekiz mi?". Bu memlekette hesabı erken yapan çok olur. Oysa futbol, erken sevinenin sevincini cebinden çalar. Fenerbahçe de bunu, pembe hayaller kuranların başına yıkmakta bir kez daha mahir olduğunu gösterdi. Kırılacaksa, en önce kendi camını kırar.
Maçın ilk 45 dakikası... Fenerbahçe için futbol değil, bir deneme tahtası gibiydi. Tedesco sahaya bir ilk 11 koydu, üstüne bir oyun planı çizdi. Bir otomobil düşünün, motor çalışıyor, farlar yanıyor, ama direksiyon kilitli.
Bütün hücum fikrini sol kanada, Musaba’nın ayaklarına bağladı. Musaba da topu her aldığında duvarla konuştu, duvar da cevap vermedi. Top kaybı, top kaybı, top kaybı... Musaba’yı "kademeli savunmadan kurtaralım” niyetiyle İsmail Yüksek stoperle arasına girdi........
